top of page

#hivbilgisi arama sonuçları

302 öge bulundu

  • Kırmızı Kurdele İstanbul’un Ulusal HIV/AIDS Kongresi 2019 notları

    Yayına hazırlayan: K. Çavuşoğlu HIV bilimi alanındaki güncel araştırmaların, gündemin ve geleceğin tartışıldığı en önemli alanlar olan kongre/konferanslara daima ayrı bir önem veren ve bugüne kadar dünyanın pek çok yerinde üst düzey uluslararası organizasyona katılan Kırmızı Kurdele İstanbul Ulusal HIV/AIDS Kongresi’ni bu yıl da sizler için yerinde takip etti. Enfeksiyon Hastalıkları alanında faaliyet gösteren 5 Hekim Derneğinin bir araya gelmesiyle oluşan Türkiye HIV/AIDS platformu tarafından düzenlenen Ulusal HIV/AIDS Kongresi bu yıl 14-17 Kasım 2019’da günlerde Antalya’da gerçekleşti. Türkiye’de HIV olgusuna verilen tıbbi ve sosyal cevabın irdelendiği ve hem önceki yıllara göre, hem de –itiraf etmek gerekirse- Türkiye normlarına göre başarılı bir içeriğe ve çözüm odaklı bakış açısına sahip kongre programında HIV enfeksiyonu farklı açılardan incelendi. Kongre başkanlığını Prof. Dr. Deniz Gökengin’in yaptığı kongreye dair gözlemlerimiz ve notlarımızı, bu #hivbilgisi yazımızda bulabilirsiniz. Gelecekte Bizi Neler Bekliyor? Türkiye bu geleceğin neresinde? Açılış oturumu Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Volkan Korten’in başkanlığında, Dr. Alexander Zoufaly tarafından gerçekleştirildi. “ART Tedavisi Sanatı: Farklı Stratejiler ve Gelecekte Karşılaşılacak Zorluklar” adlı sunumunda ART tedavisinin AB bölgesindeki örneklerine değinen Zoufaly, etkili HIV tedavisinin başarısı ve buna karşılık tedaviye erişimin önündeki engellerden bahsederek, HIV ile mücadelede en etkili aracın ART olduğunu ve tanılamada başarılı olunduğunda, viral baskılama başarısıyla HIV ile mücadelenin de kazanılacağının altını önemle çizdi. Avrupa genelinde PrEP çalışmaları ve PrEP savunuculuğuyla isim yapmış olan Dr. Zoufaly’nin sunumunda yine PrEP başarısına ait çıktılar da yer aldı. Kongrenin ilk gününde gerçekleşen ikinci oturumda ise, Türkiye’de HIV epidemisine verilen yanıt, resmi otorite, hekim ve HIV ile yaşayan bireyin gözünden değerlendirildi. UNAIDS’in 90-90-90 hedeflerine artık, yeni bir “90”ın da eklendiği ve bu “90”nın başarılı HIV tedavisi ile sürdürülebilir viral baskılamanın gerçekleştirilebildiği bireylerde sosyo-psikolojik durumun ve yaşamsal gereksinimlerinin de karşılanabilir ve korunabilir olması gerektiğinin altı çizildi. Hayaller 90-90-90, gerçekler?.. Ön sunumu EACS 2019 Basel’de gerçekleştirilen HIV-TR Kohortu çıktıları, Ulusal HIV/AIDS Kongresi’nde Prof. Dr. Volkan Korten’in sunumunda da yerini aldı. Detaylara girmeden önce takipçilerimize 90-90-90’nın ne olduğunu kısaca anlatalım: “UNAIDS tarafından 2014 yılında, HIV ile mücadele için oluşturulan ve 2020’de ulaşılması hedeflenen stratejik yaklaşımda, dünyada HIV ile enfekte olmuş bireylerin %90’ının tanı alması, bu bireylerin tanı aldıktan sonra %90’ının tedaviye erişmesi ve tedaviye erişen bireylerin %90’ının da viral baskılama ile belirlenemeyen seviyeye ulaşılması amaçlanmaktadır.” UNAIDS tarafından oluşturulan bu stratejik ortak hedef tüm ülkelerin sağlık otoriteleri uygulamaya alarak, yerelde sağlayacakları başarıyı, genele yayıp, ana hedefe hizmet edilmesi düşünülmüştü. Peki, bizim gerçeklerimiz böyle mi? Geçtiğimiz yıllarda yapılan çalışma ve araştırmaların sonuçlarına göre, Türkiye’de hedefe ulaşma oranları 50-86-90 seviyelerindeydi. Yani önceki verilerde, biz tedaviye erişimde viral baskılamada başarıyı yakalarken, henüz HIV ile yaşadığını bilmeyen bireylere erişimde sorun yaşıyorduk. Prof. Dr. Volkan Korten’in sunumunda, bu sorun ile ilgili henüz bir yol kat edemediğimiz gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. HIV-TR Kohortu 2019 çıktılarında, hedefe ulaşma oranın 41-88-96 seviyelerinde olduğu görüldü. Yani biz tanı almış bireyleri tedaviye eriştiriyor ve viral baskılamayı çok iyi başarıyoruz; ancak henüz tanı almamış bireylerin yarısına bile ulaşamıyoruz. Bu, şu demek: Henüz tanı almamış bireyler, HIV enfeksiyonunun farkında olmadan yayılmasına zemin hazırlıyorlar! Ve biz, yılda ortalama 8 milyon HIV testi yapmamıza rağmen, doğru yere bakmayıp, kendi dünya görüşümüze uymayan, 'aykırı' bireyler yokmuş gibi düşünüp, risk gruplarını görmezden geliyoruz. Ancak henüz idrak edemediğimiz şey ise bazı grupların görmezden geliniyor oluşunun, HIV olgusuna ve sorununa bütüncül ve çözüm odaklı tepki vermemizi engelliyor olduğu gerçeği! HIV ile yaşayan nüfus Türkiye'de de yaşlanıyor Bilimsel çıktılara ve klinik olgulara geniş yer verilen kongrenin, bu konuda yüksek sesle konuşan neredeyse tek STK olarak bizim için en önemli başlıklarından biri de HIV ile yaşlanmak idi. Farklı şehir ve kliniklerden uzman hekimlerin yaptığı ayrı ayrı sunumlarda yaşlılığın tanımı, HIV ile yaşlanmanın getirdiği yeni ve farklı sağlık sorunları ve HIV ile yaşlanan bireylere verilmesi gereken sağlık hizmetlerinin kalitesine odaklanıldı. Farklı ülkelerdeki HIV tedavisi ve takibi süreçlerini göz önüne aldığımızda, ne yazık ki ülkemizde, yaşlanmayla beraber görülen hastalıkların takibi ve tedavisi ve hatta yaşlanmadan bağımsız olarak gelişen diğer sağlık sorunlarına çözüm bulmanın önündeki engeller, salonda geniş katılımlı olarak tartışıldı. Her ne kadar HIV enfeksiyonu takip ve tedavisi ülkemizdeki enfeksiyon uzmanları tarafından başarıyla sürdürülse de, ne yazık ki genel kanı, diğer branş hekimlerinin HIV’e olumsuz yaklaşmaları ve hatta hasta/tedavi reddi en büyük sorunlarımızdan biri! HIV’le mücadelede tıbbi multi-disipliner yaklaşımın ne seviyede olması gerektiğinin altının çizildiği sunumlarda ortak görüş, farklı branşlarda görevli hekimlere HIV’in anlatılarak, olguya bilimsel ve bütüncül yaklaşımla mücadelenin güçlenmesi olduğuydu. Teknoloji… Yararlı Mı? Zararlı Mı? Kongrenin üçüncü gününde gerçekleşen “Bilişim Çağında HIV Enfeksiyonu: Teknoloji Yararlı Mı Zararlı Mı?” adlı münazara oturumunda HATAM’dan Uzm. Dr. Ahmet Çağkan İnkaya ve EGEHAUM’dan Prof.Dr. Hüsnü Pullukçu, farklı bakış açılarıyla teknolojinin HIV enfeksiyonuna olan olumlu ve olumsuz etkileri üzerine kendi savlarını ortaya koydular. Teknolojinin sağladığı imkanlarla HIV epidemisi ile mücadelede dünyadaki iyi örneklerden bahseden Dr. İnkaya’ya karşı görüşlerini belirten Dr. Pullukçu, ülkemizdeki HIV epidemisinin artışındaki sebepler özellikle kontrolsüz teknoloji kullanımı olduğunu savundu. Alanda hasta takibi yapan ve bilim üreten iki sağlık profesyonelinin yaptığı eğlenceli sunumlar ve atışmalarında, aslında HIV epidemisiyle mücadelede sosyal becerinin de ne kadar önemli olduğu, sunumlar sırasında salonda bitmeyen kahkahalarda bir kez daha kanıtlanmış oldu. B = B yeterince bilimsel değil mi? Gerçekten mi! Kongre süresince yapılan sunumlar ve tartışmalarda, her birini Kırmızı Kurdele İstanbul’dan duyduğunuz Partner-1 ve Partner-2 araştırmalarının adını ve sonuçlarını sıkça duyduk. Belirlenemeyen=Bulaştırmayan gerçeğine dair söylemlerle, etkili ve sürdürebilir ART sayesinde HIV ile mücadelenin nasıl şekil değiştirdiğini ve mücadelenin değişen boyutlarını defalarca dinledik. Ancak buna rağmen, üstelik öncülüğünü Türkiyeli bir STK olarak gururla üstlendiğimiz ve şu anda 99 ülkeye yayılmış olan küresel kampanya neredeyse 4 yaşına girmiş olmasına rağmen “doktorların kendini güvenli alana almak istemelerinden dolayı, Belirlenemeyen = Bulaştırmayan'ı tam manasıyla savunmaktan çekindiklerini” duymak ilginçti. Prevention Access Campaign tarafından 2016 yılında başlatılan Belirlenemeyen = Bulaştırmayan hareketi, 2017 yılından itibaren tüm dünyada ses getirmiş ve kısa sürede dünya tarihinin en büyük aktivizm hareketlerinden biri haline gelmiştir. B=B hareketinin bilimsel olarak kendini desteklediği en bilinen alan araştırmaları Partner-1 ve Partner-2 çalışmaları. Birinde farklı yönelimlerden 1166 çift 58.000 kondomsuz cinsel ilişki yaşıyor ve sonuç çiftlerle ilişkili “0” yeni HIV bulaşısı; diğerinde ise 800 eşcinsel erkek çift 77.000 kez kondomsuz anal ilişki yaşıyor ve yine çiftlerle ilişkili “0” yeni HIV bulaşı sonucuna ulaşılıyor Bu arada, B=B hareketi, kendini bilimsel olarak sadece bu iki çalışmayla desteklemiyor… İsviçre Bildirisi, HPTN-052, Opposites Attract…. Saymakla bitecek gibi değil. Ve yenileri yolda! Doktorlar, mesleklerinin doğası gereği, bilimi dinler, bilimi dinler ve bilimle konuşur (ya da öyle umarız). İster bir öğretim kuruluşunda görevli olsun, isterse bir devlet hastanesinde günde 70 hasta baksın, doktor yine bilim insanı olmaya devam edecektir; etmek zorundadır. Peki bir bilim insanı, yıllarca süren, aklımızın alamayacağı paraların harcanarak, büyük emekler sarf edilen ve HIV alanında başka bir ülkede otorite konumunda çalışan insanlar tarafından yapılan bu “bilimsel araştırmaların” sonuçlarına neden güvenmez? Kanıttan daha güvenli bir alan var mıdır? Tutuculuk bir bilim insanına ne kadar güven sağlar? Bu bilimsel araştırmalarda kafasına tam oturmayan şey, tam olarak nedir? Bu kafasına oturmayan şeyleri, yani anti-tezlerini savunmak için ne gibi araştırmalar yapmıştır? Bu araştırmalar kaç yıl sürmüş ve kaç kişi, kaç vaka dahil edilmiştir? Gözlem, izlem, incelemeler hangi yöntemle yapılmıştır? Çalışmaya dair çıktılar neler olmuştur? Bu çıktılar ve çalışma detayları hangi bilimsel dergide yayınlanmış ve literatüre girmiştir? Bu soruları soruyoruz; çünkü eğer bir “enfeksiyon hastalıkları hekimi”, B=B’ye bu denli şüpheci yaklaşıyor ve bu şüpheler onu bilimsel verileri savunmaktan alıkoyuyorsa, bu soruların cevaplarını vereceği ve kendine yeni bir pozisyon sağlayan, yeni bir dil kurmasına olanak tanıyan bir çalışma yapmıştır ki, B=B’ye tam güvenmiyordur. Çünkü, daha önce de dediğimiz gibi doktorlar, mesleklerinin doğası gereği, BİLİM insanlarıdırlar! Ve bilim insanları bilimsel yöntemlerin ışığında çalışırırlar, endişe, tutuculuk ve konservatizmle değil. En azından beklenti bu yöndedir. Kırmızı Kurdele İstanbul Kongre ve çıktıları hakkında ne düşünüyor? Kongrenin çıktıları ile ilgili geri bildirimlerimizi vermeden önce şunu belirtmek istiyoruz: Biz, Kırmızı Kurdele İstanbul olarak, uluslararası görünürlülüğe ve doğru #hivbilgisi ni Türkiye’ye ulaştırarak takipçilerimizi güçlendirmeye çok önem veriyoruz. Katıldığımız tüm uluslarararsı etkinliklerde, bizi etkileyen ve umut veren bilimsel içeriklerin/çıktıların benzerlerini bu yılki ulusal kongrede görmüş olmak, hem yerel anlamda umut verici, hem de Türkiye’nin artık HIV ile mücadelede dünya standartlarını yakalama isteğini gözler önüne seriyor. Bu bağlamda, bu yılın kongre başkanlığını yürüten Prof.Dr. Deniz Gökengin’e kocaman bir teşekkür etmek gerekiyor; harikaydınız! (Gelecek seneye not: Deniz Hocamızın başkanlığındaki kongre bu sene, beklenti/çıktı çıtasını çok yükseltti. Önümüzdeki sene kongre başkanlığı yapacak Prof.Dr.Serhat Ünal’ın işi zor; kendisine şimdiden başarılar diliyoruz.) Kongre genelinde “PrEP” söylemlerini duymak çok umut vericiydi. Ülkemizdeki sosyal güvenlik sisteminin, koyucu sağlık hizmetlerini yok saymasına rağmen, sağlık otoritesinin desteği ile PEP’i kabul etmesi ve bazı başlıklar dahilinde 2018’in sonundan beri geri ödemeye aldığı bir ortamda PrEP konuşuluyor olması, biz de değişim ve dönüşümü olan inancı arttırdı. Etkinlik süresince sıkça duyduğumuz diğer bir konu başlığı ise, HIV ile mücadelede multidisipliner yaklaşımın benimsenmesiydi. Özellikle diğer hastalıklarla da mücadele eden HIV ile yaşayan bireylere kaliteli sağlık hizmetinin sunulabilmesi için, diğer branş hekimlerinin de HIV ile ilgili bilgi seviyelerinin arttırılması ve HIV ile yaşayan bireylere damgalama ve ayrımcılıktan uzak sağlık hizmetinin sunulmasının zemininin hazırlanması gerekmektedir. Bu konuda ülkemizdeki sağlık otoritesinin, artık geç kalmadan eyleme geçmesi gerekliliği de kongrede dillendirilen başlıklardandı. Buna ek olarak multidisipliner yaklaşım içerisinde, sadece tıp bilimleri değil, farklı sosyal hizmet alanlarının da tam uyumlu hizmet sağlaması için diğer kurumsal otoritelerin de harekete geçmesi önemli bir detaydır. Yani devlet kurumları arasında tam işbirliği şart! Bakırköy Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Dr. Özlem Altuntaş Aydın’ın HIV ile yaşayan yaşlı bireylere yönelik ideal sağlık hizmeti sunumu çok başarılı ve aslında artık önemli bir konuya dikkat çeken bir sunumdu. Sunum içerisindeki detaylar ve odak alt başlıklar, bugüne kadar hiç deneyimlemediğimiz bir geriatrik sürece nasıl girmeye başladığımızı gözler önüne serdi. Ancak, ne yazık ki, bu konuda ülkemizde bir hizmet modeli çalışması bulunmuyor. Peki mesela, hazır bu sunum yapılmışken, Özlem Hocamız ve ekibi, bir model çalışması yapsa ve tüm Türkiye’deki kliniklere örnek olsa, nasıl olur? Bizce, harika olur! Sağlık Bakanlığı temsilcisinin, Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri ile ilgili yaptığı açıklamalar, gelecek açısından ümit verici. Ancak sürecin ivedi şekilde hızlanması gerektiği bir gerçek. Bu da çok basit: Sağlık Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında imzalanacak güçlü bir protokol ile her şey çok daha kolay ve hızlı olabilir. Son olarak söylemek istediğimiz şey ise, artık anahtar grupları görmezden gelmememiz gerektiği. Biz istesek de istemesek de, anahtar gruplar oradalar ve gürül gürül yaşamaya devam ediyorlar. Bizim STK’lar, Hekimler ve tüm paydaşlar olarak henüz ulaşamadığımız %49’a hızlıca ulaşmamız gerekiyor. Sorunu, onları yok sayarak, onları dahil etmeden çözmeye çalışmak işe yaramayacak. Çünkü sayılar hızla artarken çeşitli kaygı ve ön yargılar yüzünden, bakmamız gereken yere bakmayıp soruna sırt çevirmek, hiç birimizi daha ahlaklı insanlar yapmaz ama daha ahmak insanlar yapar. Türkiye'de -ne mutlu ki- hala çözülebilir seviyede bir sorun olan HIV ve AIDS olgularına, olgun ve kapsayıcı bir bakış açısı ile yaklaşmak ve kalıcı bir çözüm üretmek sadece HIV pozitiflerin, ilgili STK'ların ya da Hekimlerin değil hepimizin ortak ödevi. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey

  • Kırmızı Kurdele İstanbul Ulusal HIV/AIDS Kongresinden bildiriyor

    Türkiye’de HIV alanında çalışan hekim temelli 5 STK’nin bir araya gelerek oluşturdukları HIV/AIDS platformunca düzenlenen ve Kongre Başkanlığını Prof. Dr. Deniz Gökengin'in üstlendiği Ulusal HIV/AIDS Kongresinde bu yıl da STK temsilcisi olarak katılıyor ve yerinden bildiriyoruz. 14 - 17 Kasım arasında gerçekleşecek kongrede, Kırmızı Kurdele İstanbul'dan alışkın olduğunuz video söyleşiler, oturumlardan anlık bildirimler ve güncel bilgileri @redribbontr kullanıcı adıyla ve #hivaids2019 ve #hivbilgisi etiketleriyle mutlaka takip edin. Kanıt temelli aktivizm yaklaşımıyla, Türkiye'ye güncel, kolay anlaşılır ve kolay erişilebilir #hivbilgisi sunmak için çalışmaya devam ediyoruz. Türkiye'nin en çok başvurulan #hivbilgisi kaynağı Kırmızı Kurdele İstanbul'u takibe devam edin.! #kirmizikurdeleistanbul #hivhakkindahersey

  • HIV ve aşı takvimi. HIV pozitif bireylere önerilen aşılar hangileri?

    HIV ile yaşayan bireylerin hangi aşıları yaptırması öneriliyor? Neden? Aşı yaptırmanın mantığı, bireyleri bulaşıcı bir hastalıktan korumaktır. HIV pozitif bireylerin enfeksiyonlara HIV negatif bireylere göre daha hassas oldukları göz önüne alınınca, aşılamanın önemli bir korunma yöntemi olduğu söylenebilir. HIV pozitif bireylere önerilen aşılar (KKİ tarafından hazırlanan aşı listesini gözden geçiren ve onaylayan: Prof. Dr. Deniz Gökengin / EGEHAUM) Aşağıda HIV ile yaşayan yetişkin bireylerin yaptırmasında yarar görülen koruyucu/önleyici aşıların listesi yer alıyor. Kırmızı Kurdele İstanbul'un deneyimli ve gönüllü tedavi aktivistlerinin uluslararası güncel kılavuzları tarayarak hazırladığı listeyi gözden geçiren ve onaylayan Prof. Dr. Deniz Gökengin'e bu kısa ama başvuru kaynağı olacağına inandığımız #hivbilgisi yazımıza katkısı ve tüm çalışmalarımıza desteği için gönülden teşekkür ederiz. Bu aşıların bir kısmı, genel olarak HIV ile yaşayan bireylere, ilgili sürelerde yapılması uygun görülen ve enfeksiyon hastalıkları uzmanları tarafından yapılması önerilen genel aşılardır. Diğer bir kısmı ise, enfeksiyon açısından risk teşkil eden bölgelere yapacağınız seyahatler öncesinden yapılmasının uygun görüldüğü aşılardır. Tabloda verilen aşı bilgileri, HIV ile yaşayan bireylerin tedavi süreçlerinde akıllarında tutmaları içindir ve mutlaka kendilerini takip eden hekimlerinin tıbbi geri bildirimleri ve onayları sonrasında uygulanmalıdır. Aşı Listesi Onaylayan: Prof. Dr. Deniz Gökengin / EGEHAUM www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #bilonemsekorun

  • Kırmızı Kurdele İstanbul'dan bir uluslararası etkinlik/işbirliği daha...

    Kırmızı Kurdele İstanbul'u ilk günden beri yakından takip edenlerin çok daha iyi bildiği gibi, bugüne kadar ''Uluslararası alanda da yüksek bilinirlik ve temsiliyetiyle, HIV çalışmaları alanında Türkiye’nin en güvenilir sivil toplum kuruluşu olmak'' vizyonuyla çıktığımız yolda uluslararası işbirliklerine daima ayrı bir önem verdik. AIDS Action Europe üyeliği, European AIDS Treatment Group Üyeliği ve aktif görevi, EATG işbirliğiyle Türkiye ve bölgenin ilk HIV aktivizm okulu 'Pozitif Akademi', tüm zamanların sağlık alanındaki en büyük HIV temalı kongresi Amsterdam AIDS 2018'de ana programda Dr. Fauci ile aynı panelde panelistlik bunlardan sadece bir kaçı. Hatırlanmaya değer bir diğer dönüm noktası ise herhangi bir Dünya AIDS konferansında, Türk bir Sivil Toplum Kuruluşunun ana düzenleyicilerinden biri olduğu ilk uluslararası etkinlik olması bakımından bir ilk olan AIDS 2018 Yürüyüşü! Videonun çeşitli yerlerinde görülen Türkçe B eşittir B bayrağı ile hepimizin gururu olan AIDS 2018 Yürüyüşü'nü gelin hep beraber hatırlayalım; Kırmızı Kurdele İstanbul'un gönüllü ekibi olarak bu önemli uluslararası görünürlük çalışmalarına bir yenisini eklemeye hazırlanıyoruz; Kasım ayında Basel'de gerçekleşecek EACS 2019'da gerçekleşecek olan #NOHIVSTIGMA farkındalık kampanyası ve #NOHIVSTIGMA yürüyüşü! İsviçre ve Rusya'da faaliyet gösteren kardeş kuruluşumuz Life4me+ tarafından, aktivist dostumuz Alex öncülüğünde organize edilen farkındalık kampanyası 6-9 Kasım, #NOHIVSTIGMA yürüyüşü ise 8 Kasım tarihinde gerçekleşecek. Kırmızı Kurdele İstanbul'un European AIDS Clinical Society (EACS), European AIDS Treatment Group (EATG), AIDS-Hilfe of Basel, Prevention Access Campaign gibi kurumlarla beraber ortak düzenleyicisi ve partneri olduğu tüm bu etkinliklerin detaylarını ve partner kuruluşlar arasındaki Kırmızı Kurdele İstanbul logosunu www.nostigma.ch adresinde görebilir, EACS 2019 boyunca video, söyleşi ve canlı akışlarımızı #EACS2019 etiketiyle takip edebilirsiniz. #NOHIVSTIGMA Basın bülteni İsviçre, 10 Ekim 2019 Life4me+ tarafından düzenlenen #NoHIVStigma (#HIViDamgalamayaHayır) Kampanyası ve etkinlikleri, EACS 2019’da duyuruldu. Life4me+ yöneticisi Alex Schenider "HIV ile yaşayan bireyler, sağlık statüleri nedeniyle, hala ötekileştirme ve damgalamaya maruz kalıyorlar” diyor. Bilim insanları, İsviçre’de gerçekleşecek olan EACS 2019’un HIV ile yaşamanın ne demek olduğunu ifade etmek için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorlar. Yaklaşık 3000 araştırmacı ve aktivist, Kasım 2019’da Basel’de düzenlenecek 17th EACS konferansında bir araya gelecek. Schneider’a göre EACS gibi etkinlikler, toplum geneline nasıl ulaşılacağına dair etkili yöntemlerin konuşulduğu ortamlar. “HIV ile yaşayan bireyler, tedavilerini başarıyla sürdürdükleri takdirde kondomsuz cinsel ilişkiler de dahi virüsü başkalarına bulaştıramıyorlar..” Yıllardır bilindiği üzere, eğer virüs belirlenemiyorsa, bulaştırılamıyor! “Günümüz ilaçları viral yükü baskılayarak, HIV ile yaşayan bireylerin kanlarında virüsün belirlenememesini sağlıyor” diyen Kimyager Dr. Schneider, İsviçre’nin Aargau kantonunda Life4me+ adlı organizasyonun da kurucusu. B=B kampanyasının yerel temsilciliğini üstlenen kuruluş, 2017’den bu yana farkındalık kampanyaları sürdürüyor. Organizasyonun EACS’taki gündemi, daha çok eşitlik ve farkındalık üzerinde kurgulu olacak. Konu hakkında konuşan Schnider sözlerine şunu ekledi “ Kongre sırasında, daha görünür olmak için, şehir genelinde gerçekleşecek ve ana teması #NoHIVStigma temalı bir yürüyüş gerçekleştireceğiz”. Şu anda korunma, kesin tedaviden daha etkili. Elbetteki bu, her iki tarafında yeterince bilince sahip olmasıyla mümkün. Bireylerin HIV konusunda bilgilerini arttırmak hem onları koruyacak, hem de HIV ile yaşayan bireylerin karşılaştığı ötekileştirme ve damgalamayı azaltacak. Kampanya çervevesinde ilk etkinlik “Think Positive” ismiyle, Basel’de bulunan Rouge Bar’da gerçekleşecek. Etkinlik yaş, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve kültürel kimliğinden bağımsız herkesin katılımına açık olacak. Life4me+ Derneği, HIV’e karşı damgalamayla mücadele için tüm bireyleri dayanışmaya çağırıyor. Davetliler arasında HIV alanında çalışan aktivistler, LGBTİ hakları savunucuları, trans hakları savunucuları, seks işçileri ve farklı alanlardan birçok yerel ve uluslararası aktivist yer alacak. Etkiliğin katılımcıların mesajı ise “Biz yaşamı kutluyor ve tanısı ne olursa olsun herkesin bu hayata katkılarını önemsiyoruz” olacak. #NoHIVStigma kampanyası çerçevesinde gerçekleştirilecek etkinlikler için farklı posterler, radyo reklamları ve toplu taşıma reklam giydirme afişleri düzenlendi. Kasım’ın ilk haftası süresince, kampanya çalışmalarına dair Radio Energy ve RaidX’te programlar düzenlenecek. Kampanya etkinliklerinden en öne çıkan ise, Basel’de gerçekleşecek protesto niteliğindeki yürüyüş olacak. Basel Sosyal Demokrat Partisi ve Basel Yeşiller Partisi, Basel Strong Alternative (BastA), Basel Genç Sosyalistler gibi önemli oluşumlar da yürüyüşe katkı sağlayacaklar. Etkinlik haftası süresince, farklı partiler düzenlenecek. “Mizah ve eğlence insanların birbirleri ile etkileşimini arttırır. Mizahla, damgalamaya karşı daha sağlam mücadele edebiliriz” diyen Schneider, haftanın çok ses getireceğine inandığını da sözlerine ekledi. European AIDS Clinical Society (EACS), European AIDS Treatment Group (EATG), AIDS-Hilfe of Basel, Red Ribbon Istanbul, the Positivrat, Charitable Foundation for Sexuality and Health, the Gaybasel.ch, Prevention Access Campaign, Gilead and ViiV Healthcare gibi kuruluşlar tarafından desteklenen kampanyaya ait tüm detaylar https://nostigma.ch adresinde. Detaylı bilgi ve her türlü sorunuz için: Dr. Alex Schneider --- www.kirmizikurdele.org #kirmizikurdeleistanbul #hivhakkindahersey #bilonemsekorun

  • UNAIDS 48 ülkeye, HIV'e ilişkin seyahat kısıtlamalarını kaldırma çağrısını tekrarladı.

    HIV pozitif bireylere seyahat kısıtlamaları uygulamaya devam eden ülkeler, temel insan haklarını ihlal ediyor! Birleşmiş Milletler AIDS Programı (UNAIDS) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), tüm ülkeleri 2016 yılında verdikleri sözlere sadık kalmaya ve HIV'e ilişkin her türlü seyahat sınırlandırmalarını kaldırmaya çağırdı. UNAIDS bu çağrısıyla, HIV durumuna ya da çeşitli HIV varsayımlarına dayanan tüm seyahat kısıtlamalarının ayrım olduğunu, insanların HIV hizmetlerine erişmesini önlediğini ve damgalanma ve ayrımcılığı yaygınlaştırdığını bir kez daha vurguladı. 2016'dan bu yana sadece 4 ülke HIV ile ilgili seyahat kısıtlamalarını kaldırmak için adımlar attı ve yasal değişiklikler yaptı. Bu ülkeler Belarus, Litvanya, Kore Cumhuriyeti ve Özbekistan. UNAIDS Direktörü Gunilla Carlsson, “HIV'e ilişkin seyahat kısıtlamaları temel insan haklarını ihlal ediyor ve yeni HIV bulaşlarını önlemeye yönelik halk sağlığı yaklaşımlarına uyumlu değil'' dedi. “UNAIDS, hâlâ HIV ile ilgili seyahat kısıtlamaları bulunan tüm ülkeleri bu tutumlarını sonlandırmaya çağırıyor”. UNDP HIV, Sağlık ve Kalkınma Grubu Direktörü Mandeep Dhaliwal ise “HIV'e ilişkin seyahat kısıtlamaları, hareket halindeki HIV pozitif bireylerin hastalığa yol açtığına dair tehlikeli ve yanlış inanışı güçlendirerek dışlanma ve hoşgörüsüzlüğü artırıyor” diyor. Kısıtlamaları sürdüren 48 ülkeden en az 30 tanesi hala HIV statüsüne dayanarak giriş veya kalış ve ikamet yasağı getirmekte ve en az 19'u vatandaş olmayanları HIV statüsüne dayanarak sınır dışı etmekte. Diğer ülkelerde ise çalışma, iş veya giriş vizesi için HIV testi istenmesi söz konusu. HIV'e ilişkin seyahat kısıtlamalarını sürdüren ülkelerin çoğu Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da. Ancak Asya ve Pasifik ile Doğu Avrupa ve Orta Asya'daki birçok ülke de kısıtlama uygulamayı sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde 41. toplantısını Cenevre'de gerçekleştiren İnsan Hakları Konseyi, HIV ile küresel mücadelede en etkin yöntem olarak insan haklarının teşvik edilmesi ve farkındalığın artırılması konularına özellikle dikkat çekti. Kurul HIV ile küresel mücadelede insan hakları temeline dayalı yöntem ve politikalar benimsenmesinin gerektiğini her fırsatta hatırlatıyor ve ilgili hükümetleri uyarıyor. UNAIDS uzun yıllardır, aralarında seyahat kısıtlamalarının da dahil olduğu pek çok farklı başlıkta istatistiksel veriler derliyor. Bu sene bu veriler daha detaylı bir hale getirildi ve seyahat ksıtlamaları türleri de sınıflandırıldı. Bu çalışma sonucunda elde edilen tabloya göre, halen HIV ile ilgili seyahat kısıtlamaları olan 48 ülke ve bölge şunlardır: Angola, Aruba, Avustralya, Azerbaycan, Bahreyn, Belize, Bosna Hersek, Brunei Sultanlığı, Cayman Adaları, Cook Adaları, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Mısır, Endonezya, Irak, İsrail, Ürdün, Kazakistan, Kuveyt, Kırgızistan, Lübnan, Malezya, Maldivler, Marshall Adaları, Mauritius, Yeni Zelanda, Umman, Palau, Papua Yeni Gine, Paraguay, Katar, Rusya Federasyonu, Saint Kitts ve Nevis, Samoa, Suudi Arabistan, Saint Vincent ve Grenadinler, Singapur, Solomon Adaları, Sudan, Suriye Arap Cumhuriyeti, Tonga Adaları, Tunus, Türkmenistan, Turks ve Caicos Adaları, Tuvalu, Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen. Eğer bir başka ülkeye seyahat etmeyi ya da iş, eğitim vb. bir amaçla geçici olarak yerleşmeyi düşünüyorsanız, UNAIDS tarafından hazırlanan travelrestrictions.unaids.org adresindeki interaktif haritayı kullanarak seyahat kısıtlaması olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey

  • HIV Yaşam Döngüsü

    Bu #hivbilgisi yazımız diğerlerine göre biraz daha teknik ve bu yüzden de Kırmızı Kurdele İstanbul'un kolay anlaşılır bilgiler üretme iddiasından biraz uzak olabilir. Fakat bir diğer iddiamız olan bilimsel düzeyde ve güvenilir #hivbilgisi üretme iddiamızı doğruluyor. HIV Yaşam Döngüsü başlıklı bu #hivbilgisi makalemizi, HIV'in vücutta nasıl çoğaldığını, adım adım ilerleyişini ve bugün HIV tedavisinde kullanılan İntegraz inhibitörleri, Protez inhibitörleri, NRTI, NNRTI gibi ilaç sınıflarının nasıl belirlendiklerini ve çalıştıklarını anlatması bakımından oldukça önemli ve tanı/tedavi gibi konuların tüm aşamalarında yararlanılacak bir kaynak olduğu inancıyla paylaşıyoruz. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #hivindogrusu Virüslerin çoğalabilmeleri için bir hücreye saldırmaları ve içerisine girmeleri gerekir. Aslında virüsler teknik olarak canlı değildirler. Tabiri caizse, beyni olmayan bir insan vücudu gibidirler. Yeni virüsler yaratmak için hücreleri etkisiz hale getirip, onları yeni virüs yapımında kullanırlar. Tıpkı vücudunuzun sürekli yeni cilt hücreleri veya kan hücreleri üretmesi gibi, her hücre canlı kalabilmek ve çoğalmak için yeni proteinler üretirler. Virüsler kendi DNA'larını, hücrenin DNA'sında gizlerler ve hücre yeni proteinler üretmeye çalışınca da, kazara(!) yeni virüsler oluşmasına neden olurlar. HIV genellikle bağışıklık sistemi hücrelerine bulaşır. Birkaç çeşit hücre türünün yüzeyinde, CD4 reseptörü (algılayıcı) adı verilen proteinler bulunmaktadır. HIV, virüsün hücre yüzeyine tutunmasını neden olan, yüzeyinde CD4 reseptörü bulunan bu belirli hücreleri bulur ve onlara yapışır. Her ne kadar HIV birkaç çeşit hücre tipine bulaşabilse de, genellikle bir çok CD4 reseptörüne sahip bir çeşit beyaz kan hücresi olan, T4 akyuvarlarını (T yardımcı hücresi de denilmektedir) hedef almaktadır. T4 hücrelerinin vücuttaki asli görevi, sistem içerisine girmiş olan istilacılara karşı bağışıklık sistemini uyarmaktır. HIV bir hücreye bağlandığı zaman kendi DNA’sını hücre DNA’sı içerisine gizler: Bu durum hücreyi adeta bir “HIV üretim fabrikası”na dönüştürür ve HIV’i kopyalayıp çoğaltmaya başlar. 1. Adım: Bağlanma Bir virüs, bir grup genin etrafına sarılmış protein, yağ ve şekerden meydana gelmiş bir zarftan ve özel enzimlerden oluşur. (HIV’de genetik bilgiler, diğer mikroorganizmalardan farklı olarak, DNA ile değil, RNA ile taşınmaktadır). HIV’in zarfında, T4 hücrelerinin dışında bulunan CD4+ yüzey reseptörlerine karşı bir çekim gücü olan proteinler bulunmaktadır. HIV, CD4+ yüzey reseptörlerine bağlandığında, hücrenin dış kısmına yapışarak birleşmesini sağlayarak, hücrenin yüzeyindeki diğer proteinleri de aktif hale getirir. Ancak bazen bu birleşme, içeri giriş sırasında inhibitörler (önleyiciler) tarafından da engellenebilir. 2. Adım: Ters Transkripsiyon (Tersine Yazılım) İnsan hücrelerinin genetik içeriği DNA’da bulunurken, HIV genleri iki adet RNA iplikçiği tarafından taşınmaktadır. Bir virüsün, bir hücreye bulaşabilmesi için, “Ters Transkripsiyon (Tersine Yazılım)” adı verilen ve virüs RNA’sından bir DNA’nın oluştuğu bir süreç söz konusudur. Bağlanma işleminden sonra, viral kılıf (virüsün içinde, RNA ve önemli enzimleri içeren bölüm) konak hücrenin içine doğru nüfuz eder. Ters Transkriptaz (Tersine Yazılımcı) adı verilen bir enzim ise RNA’dan DNA yaratarak kopyalama işlemine başlar. Bu yeni DNA’ya “Proviral DNA” denilmektedir. Ters transkripsiyon süreci bazen, ters transkriptaz nukleosid inhibitörleri (NRTIs) yada ters transkriptaz nuklesoid olmayan inhibitörleri (NNRTIs) tarafından engellenebilir. 3. Adım: Birleşme Yeni oluşturulan HIV DNA’sı, hücrenin DNA’sının bulunduğu hücre nükleosuna, yani hücre merkezine taşınır. Sonra integraz denilen başka bir enzim, oluşturulan bu proviral DNA’yı, hücre DNA’sına saklar. Böylece, yeni protein üretmeye çalışan hücre, kazara yeni HIV üretmeye başlar. Bu birleşme bazen integraz inhibitörleri tarafından önlenebilmektedir. 4. Adım: Yazılım HIV’in genetik içeriği bir hücre merkezine ulaşınca, artık hücre yeni HIV üretmeye başlar. Merkezin içerisinde viral DNA’nın iplikçikleri ayrılır ve özel enzimler, yeni HIV üretiminde yol gösterici olan, genetik bilginin taşındığı, mesajcı RNA yada mRNA adı verilen bir tamamlayıcı iplikçik oluştururlar. Bu safhada DNA tamamlanması işlemi, Transkripsiyon İnhitbitörleri (TIs - Yazılım Önleyiciler) ya da bazı anti-viral (virüse karşı) etken maddeli ilaçlar sayesinde önlenebilmektedir. 5. Adım: Çeviri (Tercüme) mRNA, yeni viral proteinler üretmek için hücre içerisinde, hücre merkezinden kendi için oluşturduğu çalışma alanına genetik bilgiyi taşır. mRNA’nın her bir bölümü, yeni bir HIV yaratmak için farklı bir protein yapı taşı ile tepkimeye girer. Her bir mRNA iplikçiliğinin oluşturduğu tepkime, bütün proteinler kullanılıncaya kadar devam eder ve en sonunda da yeni virüs yapımında kullanılacak tüm “viral proteinler” yeni virüsün genetik diline çevrilmiş olur. 6. Adım: Viral bütünleşme ve olgunlaşma Oluşumun son aşaması, yeni virüse ait tüm detayların bir araya gelmesiyle başlamaktadır. 5.adımda oluşturulan uzun viral proteinler, proteaz adı verilen bir viral enzim sayesinde kısa proteinler halinde kesilir. Bu proteinler birden fazla fonksiyona hizmet etmektedir: Bazıları yeni HIV’in yapısal bir parçası olur, bazıları viral enzime dönüşür gibi… Yeni virüsün tüm parçaları bir araya geldiğinde, konak hücreden koparak yeni virüsü oluştururlar. Bundan sonra virüs, viral proteinlerin aktif olarak çalışmaya başladıkları olgunlaşma evresine girer. Olgunlaşma evresi tüm bulaşım sürecini son evresidir ve virüsün bulaşıcı olmaya başladığı evredir. Viral bütünleşme ve olgunlaşma tamamlandığında, virüs artık hücreler için tehlikeli hale gelmiştir. Bulaştığı her hücreden bir çok yeni virüs oluşturacaktır. Viral Bütünleşme Proteaz İnhibtörlerince (PIs) engellebilir. Bu olgunlaşma evresi ise bilim insanlarının, HIV’e karşı ilaç geliştirmek için, inceledikleri yeni hedeftir. HIV'in yaşam döngüsünü ve vücutta ilerleme biçimini gösteren animasyonu aşağıda izleyebilirsiniz.

  • HIV Uzun Süre Belirti Göstermeyebilir mi?

    Yayın tarihi: Mayıs 2017 Güncelleme: Ağustos 2019 HIV ile yaşayan fakat henüz tanı almamış yeni henüz HIV taşıdığını bilmeyen ve HIV ilaç tedavisi ART kullanmayan bireylerin çoğunda, HIV bulaşını takip eden birkaç yıl sonra dahi hiçbir belirti görülmeyebilir. Bununla birlikte, eğer tedavi olmadan devam ederlerse, belirli bir süre sonra; cilt döküntüleri, yorgunluk, gece terlemesi, hafif kilo kaybı, ağız ülseri, cilt mantarı ve tırnak enfeksiyonları gibi HIV ile ilgili hafif belirtiler yaşamaya başlarlar. Bu belirtiler HIV ile enfekte olunmasından 5 yıl sonra hatta daha da uzun bir süre sonra ortaya çıkabilir. Bir başka ifadeyle, HIV uzun yıllar boyunca hiçbir belirti göstermeyebilir. Bu belirtiler, HIV enfeksiyonunun kendisinden değil, bağışıklık sisteminin baskılanması sonucu olarak gelişen hastalıklardan veya enfeksiyonlardandır, başka bir deyişle de vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı ve enfeksiyonlarla mücadele edemediğinin belirtileridir. Gelişebilecek hastalık ve belirtilerin türü çok çeşitli olabilir. HIV ile yaşayan bir birey HIV ilaç tedavisi (ART) almadan devam ederse, bu hastalıklar ve semptomlar muhtemelen çok daha ciddi hale gelecektir. Bağışıklık sistemindeki hasar daha şiddetli olduğunda, HIV pozitif bireyler, pnömokistik carinii pnömoni (PCP) (akciğer hastalığı), mikobakterium enfeksiyon hastalıkları (MAC), sitomegalovirus (CMV), toksoplazmoz ve kandidiaz (pamukçuk) dahil olmak üzere fırsatçı enfeksiyonlar yaşayabilirler. Fakat altı çizilmesi gereken şey, bu belirtilerin AIDS olarak bilinen geç evrede görüldüğü ve ilaca erişim ve tedavi başarısının olduğu hiçbir durumda HIV taşıyıcılığının AIDS evresine dönüşmediği ve belirlenemeyen seviyede HIV yükü olan bireylerin bulaştırıcı olmadıklarıdır. Günümüzdeki modern HIV tedavisi ile, HIV pozitif bireyler bu hastalıkları ve belirtileri asla yaşamayabilirler. Birleşmiş Milletler AIDS programı UNAIS’in 2016 yılında yayınladığı bir rapora göre HIV ile yaşayan ve tam tedavi uyumu/başarısıyla ART kullanan bireyler için yaşam beklentisi HIV negatif, yani HIV taşıyıcısı olmayan bireylerle tamamen aynı seviyededir. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #besittirb

  • CDC de onayladı; HIV belirlenemiyorsa, bulaşmıyor!

    Yayın tarihi: Ekim 2017 Geçtiğimiz günlerde bir bilgi notu* yayınlayan Atlanta merkezli CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi - Centers for Disease Control and Prevention) HIV alanında, son yılların en devrimsel gelişmesi olan Belirlenemeyen = Bulaştırmayan gerçeğini bilimsel olarak onayladı. *Notun İngilizce orijinali için tıklayınız Amerikan Ulusal Eşcinsel Erkekler HIV Farkındalık Günü (National Gay Men’s HIV/AIDS Awareness Day) sebebiyle paylaşılan bilgi notunda, 2010 ile 2014 arasında eşcinsel ve biseksüel erkekler arasında yeni HIV tanısı oranlarının düştüğüne ve yıllar süren artışlardan sonra Afrika kökenli Amerikan gey ve biseksüel erkekler arasında da dengeli bir durum oluştuğuna ilişkin veriler paylaşan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, Kırmızı Kurdele İstanbul olarak öncü imzacısı ve uluslararası sözcüsü olduğumuz Belirlenemeyen = Bulaştırmayan kampanyası hakkında ise şunları söyledi; ‘’Bilimsel ilerlemeler, HIV tedavisinin (antiretoviral terapi, ART) HIV ile yaşayan bireylerin sağlığını koruduğunu göstermiştir. Ayrıca, ART'nin bulaşmayı önlemedeki etkililiğine dair güçlü kanıtlara sahibiz. ART Belirlenemeyen seviyelerde tanımlanan viral baskılanma ile sonuçlandığında, cinsel yolla HIV bulaşmasını önler. Binlerce çiftin dahil olduğu ve kondom veya önleyici tedavi (PrEP) olmaksızın yapılan cinsel ilişkilerin risk faktörlerinin değerlendirildiği araştırmaların hiçbirinde, HIV seviyesi Belirlenemeyen düzeyde olan bir bireyden negative bireye bulaş gerçekleşmedi. Bu, HIV pozitif bir bireyin ART'yi reçete edildiği gibi doğru ve düzenli olarak alıp Belirlenemeyen bir viral yük elde etmesi ve bu seviyede tutması durumunda, HIV'i in cinsel yollarla bulaştırma riskinin sıfır olduğu anlamına gelir. ‘’ HIV bakım ve tedavisini zorlaştıran engellerin aşılması gerekliliğine de vurgu yapılan bilgi notunda, düşük gelir ve eğitim seviyesi, damgalama ve ayrımcılık gibi kültürel ve sosyo-ekonomik faktörlerin bazı bireylerin HIV tedavisi ve önleme hizmetlerine erişebilmelerini güçleştirildiği bir kez daha hatırlatıldı. CDC, kamu ve özel sektör paydaşlarını, HIV bakımı ve belirlenememezlikte kalıcılığı artıran müdahaleleri uygulamaya teşvik etmektedir. Buna ek olarak, sağlık birimleri, CBO'lar ve diğer ortaklar, damgalamaya ve ayrımcılığa karşı yardım edebilirler. Örneğin, AIDS’e karşı Hareket (the Act Against AIDS) kampanyalarından Haydi HIV’i Birlikte Durduralım’ın (Let’s Stop HIV Together) kaynaklarını kullanmak gibi ve eşcinsel ve biseksüel erkeklere yönelik verilen HIV’i durdurma ve test yaptırma hizmetlerinin ulaşılabilirliğini artırabilirler. Yeni HIV enfeksiyonlarını azaltmak, testleri artırmak, tedavi sonuçlarını iyileştirmek ve HIV ile ilgili farklılıkları azaltmak için kullanılan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (CDC) bazı faaliyetleri şunları içeriyor: * Eşcinsel ve biseksüel erkeklere yönelik HIV önleme servislerini desteklemek için sağlık birimlerine ve topluluk temelli organizasyonlara finansman sağlama. Örneğin, şu andaki kooperatif anlaşmaları uyarınca, CDC en fazla etkilenen kitleler arasında HIV'i önlemek için yılda en az 330 milyon dolarlık fon dağıtmıştır. Farklı ırklardan genç eşcinsel, biseksüel ve transeksüel bireylerin HIV testi yaptırabilmeleri için de yıllık yaklaşık 11 milyon dolar da ayrıca katkıda bulunmuştur. * PrEP ve maruz kalma sonrası profilaksi (PEP) gibi HIV'in önlenmesi için biyomedikal yaklaşımların desteklenmesi. *Proje PrIDE gibi sağlık birimlerinin beyaz olmayan ırklardan gey ve biseksüel bireylere PrEP ve bakım için Bilgi projelerini uygulamasını sağlayan, ümit verici önleme stratejileri sunan projeleri desteklemek (PrEP, Uygulama, bilgi için veri ve değerlendirme). B=B hakkında HIV tedavi bülteni için yazdığımız #hivbilgisi yazısı için aşağıdaki görsele tıklayın.

  • Haftanın 7 günü yerine sadece 4 gün ilaç kullanarak HIV tedavisi mümkün mü?

    Yayın tarihi: Temmuz 2019 Fransa'da yapılan deneysel bir çalışma her gün ilaç almak yerine haftada sadece dört gün ilaç kullanımının viral baskı sağlamada önemli ölçüde başarılı olduğunu gösterdi. HIV biliminde özellikle son bir kaç yılda görülen hızlı gelişmeler sadece yeni ve daha etkili HIV tedavi ilaçları (*ART), önleyici yaklaşımlar ya da şifa/kesin tedavi çalışmaları ile ilgili değil. Araştırmacılar, uzun yıllardır HIV ilaç tedavisi ART uygulayan ve belirleneyemen seviyeyi istikrarlı bir biçimde koruyan HIV pozitif bireyleri, daha az miktarda ve daha az sayıda ilaçla tedavi etmenin mümkün olup olmadığını araştıran çalışmalar da yapıyorlar. *HIV ilaç tedavisi hakkında daha fazla bilgi için www.kirmizikurdele.org/art Günümüzdeki HIV ilaç tedavisi, HIV pozitif bireylere sağlıklı ve uzun yaşam süreleri sağlamak ve virüsü baskılayarak *belirlenemeyen (B=B) seviyeye indirmek ve yeni HIV bulaşlarını engellemek konusunda son derece başarılı olsa da farklı yaşam alışkanlıkları ve sosyal koşullar bazı insanlar için her gün düzenli olarak ilaç kullanmayı zor bir hale getirebiliyor.  HIV pozitif bireylerden gelen bu şikayetleri ciddiye alan ve bunları gidermek ile ilgili yaklaşımlar geliştirmeyi hedefleyen bilim insanlarının yaptıkları bazı çalışmalar, HIV ilaç tedavisini daha az sayıda ilaç kullanarak sürdürmenin mümkün olup olmadığını uzun yıllardır araştırıyor. *B=B hakkında daha fazla bilgi için www.kirmizikurdele.org/besittirb Fakat bu konuda bugüne kadar yürütülen çalışmaların başarı oranının çok yüksek olduğunu söylemek mümkün değil. Geçmişte bu konuda yürütülen çalışmalarda tedavilerine kısa ilaç tatilleri verilen HIV pozitif bireylerde CD4 değerlerinin düşmesi, virüsün yeniden belirlenebilen seviyelere erişmesi ve hatta kullanılan ilaçlara direnç geliştirilmesi gibi sonuçlarla karşılaşıldı. Fakat Paris'te yürütülen ve ara sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklanan QUATUOR isimli çalışma geçmişteki benzerlerine göre biraz daha umut verici. Paris Diderot Üniversitesinde Dr. Roland Landman ve ekibi tarafından başlatılan ve halen devam eden çalışmanın 3. fazı Eylül 2017 ile Ocak 2018 arasında %80'i farklı Avrupa ülkelerinden ve %15'i ise Sahraaltı Afrika ülkelerinden olan 636 katılımcı ile gerçekleşti. Ortalama yaşları 49 olan ve 4'te 3ü erkek olan bu katılımcılar, ortalamada 7 yıldır ART kullanıyor ve 6 yıldır Belirlenemeyen seviyedeydiler. Araştırmacılar bu 636 kişiden biri haftanın sadece 4 günü ilaç alıp diğer 3 gününde almayacak yani ilaç tatili yapacak, diğeri her zaman olduğu gibi haftanın 7 günü ilaç almaya 2 ayrı grup oluşturdu. 48 haftalık gözlem süresinin sonunda viral baskı oranları 4 günlük grupta % 95.6 yedi günlük grupta % 97.2 olarak ölçüldü. 4 günlük grupta 6 kişi (% 1,9), günlük grupta 4 (% 1,3) kişi virolojik tedavi başarısızlığı yaşadı ve toplamda 3 kişi direnç geliştirdi. Bu erken dönem bulguları 4 günlük ilaç kullanımın 7 günlük ilaç kullanımına göre daha kötü veya iyi olmadığını gösteriyor. Araştırma ekibi çalışmanın sonraki evrelerinde, HIV pozitif bireylerin yaşam kalitelerini doğrudan etkileyen vücuttaki ilaç seviyesi, daha az ilaç kullanımının B=B açısından risklerinin olup olmadığını, eşlik eden hastalıklar ve bağışıklık sisteminin cevap hızı/gücü gibi başka önemli konularda da ölçümler yapmayı ve haftanın 7 günü ilaç kullanmak yerine 4 gün kullanmanın gerçekten anlamlı olup olmadığı sorusuna bilimsel cevaplar verebilmeyi umuyorlar. Dr. Landman 7 gün yerine haftanın 4 günü ilaç kullanmanın % 43 oranında doğrudan bir maliyet azalmasına yol açabileceğini ve daha fazla insanın tedaviye erişmesini sağlayabileceğini umduğunu da ekliyor. Kırmızı Kurdele İstanbul'un değerlendirmesi; Çalışmadan ne anlamak gerekli? HIV tedavisinde daha az ilaç kullandırarak viral baskı sağlamak ve ömür boyu süren ilaç tedavisini HIV pozitif bireyler için daha konforlu bir hale getirmek fikri, üzerinde uzun süredir çalışılan bir fikir. Bazı bireyler için çevresel, sosyal, kültürel vb. pek çok faktör tedavi uyumunu ve her gün düzenli ilaç kullanmayı zorlaştırıcı faktörler olabiliyor. Günlük tablet kullanımı yerine daha uzun bir süre vücutta kalacak uzun salınımlı aşı çalışmalarını da aynı çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu tip yaklaşımlar olumlu sonuç verirse, daha az maliyetle daha çok insana tedavi sunulabilecek olması da önemli bir kazanım olacak. Ancak bu konuda bugüne kadar yapılan çalışmalar, haftanın her günü yerine ilaç tatili içeren tedavi yaklaşımlarını standart uygulamalar haline getirmeye yeterli olmadı. Bu çalışmalardan elde edilen bulgular, bu tip uygulamaların viral baskı açısından ciddi sorunlar yaratmadığını gösterse de, bulaştırıcılık riskilerin artması, direnç geliştirme ihtimallerinin yükselmesi, eşlik eden hastalıkların yeniden görülebilmesi ve zaman zaman beklenenin aksine tedavi uyum, tedaviye bağlılık konsantrasyonunun düşmesi gibi veriler dikkate alındığında, ilaç tatili içeren tedavi yaklaşımlarını hala riskli kılıyor. İlaç tatili içeren tedaviler ya da uzun salınımlı aşıların çok yakın bir gelecekte kullanıma sunulacağından eminiz. Ancak unutulmaması gereken en önemli detay, tüm bu çalışmaların, ilaç tedavisi altında olduğu yıllar boyunca hiç doz atlamamış, direnç geliştirmemiş ve belirlenemeyen seviyeyi istikrarlı biçimde korumuş bireyler üzerinde yapıldığı. Yani bu tip tedavi seçenekleri çıktığında, eğer geçmişte tedavi uyumu sorunu yaşamış, doz atlamış, belirlenemeyen seviyeyi koruyamamış HIV pozitif bireyler için söz konusu olmayacaklar. O yüzden, her zaman tekrar ettiğimiz gibi; günümüzdeki etkin tedaviye tam uyumlu kalmak ve yeni seçenekleri, kesin tedavi gibi konuları ilgi ve heyecanla beklerken, tedaviden uzaklaşmamak hayati önem taşıyor. www.kirmizikurdele.org/sosyal #hivhakkindahersey

  • HIV’in kesin tedavisi hakkında güncel 4 soru, 4 cevap

    *Yayına hazırlayan: Kırmızı Kurdele İstanbul Gönüllüsü Oğuzhan Yayın tarihi: Nisan 2019 Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız bir başka #hivbilgisi yazımıza da konu olan ‘Londra Hastası‘ 40 yıla yaklaşan HIV/AIDS tarihindeki 2. kesin tedavi olarak tarihe geçti ve kesin tedavi konusunu belki de her zamankinden daha popüler bir hale getirdi. Biz de, #hivhakkindahersey temasıyla Türkiye'nin **en çok başvurulan #hivbilgisi kaynağı ve #hivbilgisi sağlayıcısı Kırmızı Kurdele İstanbul olarak, 'Londra Hastası' başlığı etrafında en çok sorulan 4 soruya net ve anlaşılır cevaplar vermek istedik. 'Londra Hastası' konusunu daha iyi anlamak isteyenler, aşağıdaki görsele tıklayarak ilgili #hivbilgisi yazımızı da okuyabilirler. Peki bu gelişme HIV ile yaşayan bireyler için bir şey değiştirecek mi ? Ne yazık ki henüz değil. 'Londra hastası‘ üzerinde çalışılan konseptlerin başarısının bir kanıtı olsa da bilim insanları sonuçların dikkatli değerlendirilmesinin ve beklentileri buna göre oluşturmanın önemini vurguluyorlar. En kısa ifadesiyle bu gelişme kesin tedavinin piyasaya sürülmesine çok az bir zaman kaldığı ve bu sebeple yeni tanı alan bireylerin şu an mevcut olan tedavilere başlamaması veya şu an HIV ilaç tedavisi sürdüren bireylerin tedavilerini bırakmaları anlamına gelmiyor! Şu ana kadar yapılan tüm çalışmalarda sadece 2 bireyde başarılı olarak sonuçlanan bu yöntem, HIV ile yaşayan 37 milyon bireye uygulanabilecek bir yöntem değil. Bunu ‘Londra Hastası’ HIV kesin tedavisi yolunda iliklerimize kadar umutlanmaya değer mi?' başlıklı değerlendirme yazımızda da anlattık. Şimdilik elimizdeki verilere baktığımızda şunu söyleyebiliriz; kesin tedaviye ulaşmamızı sağlayacak yol çok da kolay ve kısa bir yol değil. Viral baskı/baskılanma, Remisyon ve Kesin tedavi (cure, şifa) arasındaki farklar neler? Tedavilerine düzenli bir şekilde devam eden bireyler vücutlarındaki viral yükün belirli bir seviyenin altına düşerek belirlenemeyen seviyede olmasına viral baskılanma adı verilmektedir. Bu konu hakkında detaylı bilgiyi viral baskı hakkında bilinmesi gereken 10 şey başlıklı #hivbilgisi yazımızda bulabilirsiniz. Geçtiğimiz yılların önemli araştırmalarından ve düzenli takipçilerimizin #hivbilgisi yayınlarımızdan bildiği PARTNER 1 ve 2 araştırmaları, viral yükleri en az 6 aydır belirlenemeyen seviyede olan bireylerin, kondom kullanmasalar dahi virüsü cinsel partnerlerine bulaştırmadıklarını kanıtladı. Remisyon ise virüsün vücuttan temelli yok olmuş gibi görünmesi durumuna verilen addır. Bu durumda vücut virüsü kontrol altına alır fakat bu temelli olmayabilir ve virüs bir süreden sonra tekrar görülebilir. Kesin tedavi ise bu remisyon durumunun temelli olması ve virüsün bir daha geri gelmemesi demek. Londra hastasına kadar kabul gören tek başarılı kesin tedavi vakası olan 52 yaşındaki Timothy Ray Brown’un (Berlin Hastası) vücudunda, kemik iliği nakli sonrası 12 yıl boyunca virüse rastlanılmamıştır. Bu vaka sonrası aynı yöntemin başka bireylere de uygulanması denenmiştir fakat ne yazık ki bu denemeler başarıya ulaşamamıştır. Bireyler kemik iliği nakli sonrası HIV tedavisi için kullandıkları ilaçları bıraktıklarında virüs geri gelmiştir. Londra hastası olarak bilinen bu yeni başarılı vakada ise bireyin vücudunda HIV tedavisini bıraktıktan sonra 18 ay boyunca virüse rastlanılmamıştır. Kontrollerde kullanılan aşırı hassasiyete sahip testler virüsü vücutta saptayamamıştır. Bazı araştırmacılar buradan kesin tedavinin başarılı olduğu sonucunu, bazıları ise gözlenmeye devam edilmesi gerektiği anlamını çıkarıyorlar. Bu gelişmelerin yanı sıra kemik iliği nakli olmadan da remisyon yaşayan vakalar gözlenmiştir. Bu bireylerde bağışıklık sistemi, virüsü sıkı bir kontrol altında tutmayı başararak ilaç kullanımına gerek kalmadan etkisiz hale getirmektedir. Bu kontrolün nasıl yaşandığını anlamak üzere uzmanlar çalışmalarına uzun yıllardır devam ediyorlar. Bir sonraki adım ne ? Delta 32 genetik mutasyonuna sahip bireylerden alınan kemik iliğinin nakli, HIV e karşı dayanıksız/korunmasız olan bağışıklık sistemi hücrelerin yerini direnç sahibi yeni hücrelerin almasını sağlar. Günümüzde bir çok bilim insanı bu konu üzerine çalışmaktadır. Delta 32 mutasyonu bu dayanıksız/korunmasız hücrelerin yüzeyinde bulunan ve bazı HIV tiplerinin bağışıklık hücrelerinin içine girmek için kullandığı proteinlerden biri olan CCR5 proteininin üretimini önler. Konuyu daha iyi anlamak isteyenler Londra Hastası hakkında yazdığımız değerlendirme yazısına görsele tıklayarak ulaşabilirler. Bu CCR5 proteinin üretiminde etkin olan genetik kod üzerinde, hemofili ve orak hücreli anemi tedavisinde de kullanıldığı gibi gen terapileri ile değişiklikler yapılabilir. Araştırmacılar bu gen terapileri sonrası değişime uğramış yeni hücreleri vücuda geri enjekte ederek bu proteinin üretimini önlemeye çalışmışlardır. Fakat transferi yapılan hücrelerin HIV’e direnç geliştirilmesi için yeteri sayıda olmaması sebebi ile denemeler başarılı olmamıştır. Yine de bazı çalışma sonuçlarında direnç gelişimi görülmesine rağmen virüs miktarında büyük düşüşler gözlendiğini de belirtmiştir. Kesin tedavinin piyasaya sürülmesi ne kadar sürer? En iyi ihtimalle 5-10 yıl arası. Ve bu öngörü -şimdilik- yalnızca bağışıklık hücrelerine CCR5 proteini üzerinden giriş yapan HIV tipleri için geçerli olan yöntem içindir. HIV’in farktı tipleri farklı proteinler üzerinde hücrelere giriş sağlamaktadır bu da her bir HIV alt tipi için ayrı çalışmalar yapılması, ayrı yaklaşımlar gerektiği anlamına gelir. Alanda çalışmaya devam eden uzmanlar kesin tedaviye şu an üzerinde çalışılan veya başka bir yöntem ile elbet ulaşılacağını ama bunun henüz çok yakın tarihte mümkün olmadığını tekrar tekrar ifade ediyorlar. HIV biliminden ve güncel araştırmalardan, gelişmelerden haberdar olmak için Kırmızı Kurdele İstanbul’u takipte kalın! www.kirmizikurdele.org/sosyal #hivhakkindahersey *Bu #hivbilgisi yazısı New York Times'ın 5 Mart 2019 tarihli yazısından yararlanılarak hazırlanmıştır. ** Ocak, Şubat, Mart 2019 karşılaştırmalı, Google, Alexa, SimilarWeb analizlerine göre

  • Depo ilaç araştırmalarından son haberler, güncellemeler

    Yayın tarihi: Nisan 2019 Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız ve oldukça ilgi çeken '‘Londra Hastası’ HIV kesin tedavisi yolunda iliklerimize kadar umutlanmaya değer mi? başlıklı #hivbilgisi yazımızda, depo ilaçlarla ilgili çalışmaların erken sonuçlarını CROI 2019'da izlediğimizi ve aldığımız notları kapsayan bir #hivbilgisi yazısını önümüzdeki günlerde paylaşacağımızı not etmiştik. Bu sözümüzü yerine getiriyor ve HIV ilaç tedavisinin bir sonraki kuşağı olan enjektör formunda uzun salınımlı HIV ilaç çalışmalarının öne çıkanlarından olan ve şimdilik GS-6207 olarak anılan ilaç/çalışmaya ilişkin notları aktarıyoruz. İyi okumalar. Geçtiğimiz haftalarda Seattle’da (ABD) gerçekleşen *CROI 2019'da sunulan erken araştırma sonuçlarına göre, HIV tedavisinde kullanılması planlanan enjektör formunda uzun salınımlı bir ilacın insanlar üzerinde güvenli ve yararlı olduğu görüldü. *Retrovirüsler ve Fırsatçı Enfeksiyonlar Konferansı Araştırma ekibi, tek bir GS-6207 enjeksiyonunun, en az 24 hafta boyunca sürekli konsantrasyonlara neden olduğunu bildirdi. Laboratuvar çalışmasının bu aşamasında iki farklı dozaj (300mg ve 450mg) denenmiş ve enjeksiyonu takip eden 12. hafta sonunda ortalama konsantrasyon (vücuttaki ilaç miktarı) % 95’in üzerinde kalmış. İlacın 24 haftaya kadar sistemde kalabilmesi ihtimalinin kuvvetliliği ise oldukça umut verici. Bu en basit ifadeyle HIV ilaç tedavisini günde 1 ya da 2 tablet yutarak sürdürmek yerine 3 ay (ya da belirlenecek 1 ay, 2 ay gibi bir başka sürede ) bir aşı yaptırarak sürdürmek anlamına geliyor. Şu anda GS-6207 dışında bir kaç uzun salınımlı HIV ilacı araştırması daha devam etmekte. Günümüzde, günde 1 ya da 2 tablet yutularak sürdürülen HIV ilaç tedavisi oldukça iyi tolare edilebilir, kesintisiz uygulanabilir durumda ve Belirlenemeyen eşittir Bulaştırmayan gibi harika bilimsel gelişmeler sayesinde yeni HIV bulaşlarını da engelliyor. Ancak günlük dozu unutmak, ilacı sürekli yanında bulunduramamak, ilaç eişiminde yaşanan geçici sorunlar vb. gibi faktörler zaman zaman virüsün farklı türlerine direnç geliştirilmesine ve tedavi başarısızlığına sebep olabiliyor. Bu yüzden GS-6207 gibi uzun salınımlı tedaviler tedavi uyumunu arttırarak, tedavi kesintisi sorununu ortadan kaldırabilir ve her gün ilaç almak istemeyenler için hayatı kolaylaştırabilir. Yeni bir ilaç sınıfı olan Capsid inhibitörleri ailesinin bir ferdi olacak olan GS-6207 temel olarak, genetik materyalin konak hücreye taşınmasına müdahale ederek HIV yaşam döng gibi harika bilimsel gelişmeler sayesinde yeni HIV bulaşlarını da engelliyor. Ancak günlük dozu unutmak, ilacı sürekli yanında bulunduramamak, ilaç erişiminde yaşanan geçici sorunlar vb. gibi faktörler zaman zaman virüsün farklı türlerine direnç geliştirilmesine ve tedavi başarısızlığına sebep olabiliyor. Bu yüzden GS-6207 gibi uzun salınımlı tedaviler tedavi uyumunu arttırarak, tedavi kesintisi sorununu ortadan kaldırabilir ve her gün ilaç almak istemeyenler için hayatı kolaylaştırabilir. Araştırma ekibi, çalışmada ciddi bir olumsuz olay veya ölüm meydana gelmediğini ve şu ana kadar klinik olarak anlamlı olduğu düşünülen laboratuvar anormallikleri görülmediğini de ekledi. Şimdiye kadar görülen tüm yan etkiler, hafif veya orta derece olarak kaydedilmiş. En sık görülen yan etki ise hafif ve geçici enjeksiyon bölgesi reaksiyonları olmuş. Bu noktada, konu hakkında daha önce yayınladığımız öncü #hivbilgisi makalesinde de altını özellikle çizdiğimiz ''Kırmızı Kurdele İstanbul olarak, HIV ilaç tedavisi ART’yi düzenli ve sadık bir biçimde kullanmanın ve erişilmiş belirlenemeyen seviyenin sürekliliği için tedavi uyumunun önemini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Muhtemelen aşı formunda HIV tedavisi ilaçları piyasaya çıktıklarında, hap formundan aşı formuna geçişte aranacak ilk gereklilik belirlenemeyen seviyeye erişmiş ve bunu ortalama bir süre (örnek: 48 hafta) boyunca korumuş olmak olacak. Yani nasılsa aşı formu çıkacak diye, halen kullanmakta olunan hap formunu aksamaya başlamak pek de akıllıca bir fikir değil!'' paragrafını tekrarlamakta fayda var. Özetlersek; enjektör formunda uzun salınımlı HIV ilaçları çalışmaları hızlı ve oldukça umut verici bir şekilde ilerliyor. İlk sonuçlar beklentileri canlı tutmanın ötesinde arttıracak cinsten. Ancak gerçekçi olmak/kalmak ve tedavinin bir sonraki kuşağı için hazır olmanın ilk koşulunun mevcut ilaç tedavisine ve kontrollere sadakat olduğunu akıllardan hiç çıkarmamak gerekiyor. www.kirmizikurdele.org/sosyal #bilonemsekorun

  • HIV biliminde bir dönüm noktası: HIV pozitif bireyden böbrek nakli!

    Yayına hazırlayan: Arda Karapınar Yayın tarihi: Nisan 2019 Johns Hopkins Üniversitesi'ndeki (ABD) cerrahlar, bağışçının HIV ile yaşayan bir birey olduğu tarihteki ilk böbrek nakillerinden birini gerçekleştirdiler. Hem donörün (bağışçı) hem de alıcının HIV pozitif olduğu operasyonu yöneten doktorlara göre her iki hasta da hızla iyileşiyorlar. Konuyu biraz daha detaylı aktarmak gerekirse, aslında Johns Hopkins Üniversitesi bunu ilk kez yapmıyor. Aynı üniversite 2016 yılında, bu #hivbilgisi yazımıza konu olan nakilin gerçekleşmesine yol açan bir operasyon gerçekleştirdi. 2016 yılındaki o operasyon kapsamında, hayatını kaybeden bir HIV pozitif bireyden alınan böbrek ve karaciğer başarılı bir şekilde nakledilmişti. 2016 yılındaki bu nakiller, 1988 yılında yapılan, HIV pozitif bireylerin organ bağışçısı olmasını engelleyen yasal düzenlemeden sonraki ilk nakil işlemiydi. Amerikan Ulusal Organ Bağışı Ağı UNOS'un verdiği bilgiye göre son bir kaç yıl içinde HIV pozitif bireyden (HIV pozitif bireye) tam 116 bağış işlemi gerçekleşti. Bu operasyonların hiçbiri ise tedavi başarısızlığı, ilaç direnci, HIV’in mutasyona uğrayıp vücutta yeniden çoğalmaya başlaması gibi sonuçlar doğurmadı. Oysa bu çalışmalardan önce iki HIV pozitif arasında organ bağışının yukarıda da saydığım çeşitli gerekçelerle, asla mümkün olamayacağı düşünülüyordu. Ekipten Dr. Segev ‘’geçmişte ölüm fermanı olan bir virüsün günümüzde tamamen kontrol altına alınmasının gösterdiği yeni bir boyutuyla karşı karşıyayız. Şu anda dünyanın herhangi bir yerinde HIV ile yaşayan onbinlerce insan organ bağışçısı olabilir’’ diyor. Bu cümleyi bundan çok değil on sene önce söyleyen bir doktor, aklını kaybettiği ya da gerçek bir doktor olmadığı gerekçeleriyle 24 saat içinde meslekten men edilebilirdi! HIV belirtileri hakkında bilgi için tıklayın HIV bulaş hakkında bilgi için tıklayın HIV testleri hakkında bilgi için tıklayın HIV hakkında her şey sayfalarımız için tıklayın Bu hikayenin kahramanı Nina. HIV tanısı almak, organ bağışçısı olmaya yıllar önce karar veren Nina'nın bu isteğine engel olmamış. Yakın bir arkadaşının böbreğe ihtiyacı olduğunu öğrenen Nina, bu konudaki çalışmaları ile bilinen Dr. Segev'e ulaşmış, HIV pozitif olsa da arkadaşına böbrek bağışlamak istediğini söyleyip yardım istemiş. Fakat maalesef arkadaşı, bu operasyonun önündeki yasal engeller ve bilimsel belirsizlikleri aşmak için gereken sürecin sonunu görememiş ve hayatını kaybetmiş. Bu derin üzüntüyü vazgeçmek için değil daha çok ısrar etmek için sebep sayan Nina sonunda ondan böbrek almaya istekli bir başka aday bulmuş. Nina kendisine ısrar ve şaşkınlıkla yöneltilen ‘neden böbrek vermek için bu kadar ısrar ettin?’ sorusuna çok güzel bir yanıt veriyor; ‘’Pek çok insana göre HIV ile yaşayan bireyler hasta, zayıf ve bedenen güçsüz. Ben sadece HIV ile yaşayan bir birey olarak, en az herhangi biri kadar sağlıklı olduğumu, organ bağışı yapabilmemin en az herhangi biri kadar mümkün olduğunu göstermek istedim!’’ Geçmişte, HIV pozitif bireylerin organ bağışçısı olabilmelerinin önündeki engeller olan endişeleri ve belirsizlikleri yukarıda kısaca özetlemeye çalıştım. Fakat başarılı başka nakiller gerçekleştikçe, virüs yükü (viral yük) belirlenemeyen seviyede olan HIV pozitif bireylerin de HIV negatif organ bağışçıları kadar sağlıklı olduklarını ispatlamaya daha da yaklaşmış oluyoruz. Bu da erken imzacılarından ve uluslararası sözcülerinden biri olma vizyonuyla, ilk günlerden beri ısrarla ve risk almaktan çekinmeden duyurduğumuz Belirlenemeyen = Bulaştırmayanın HIV bilimi ve tıp tarihi için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ispatlıyor. HIV alanındaki güvenilir referans ve bilgi kaynaklarını tarayarak yaptığım kısa bir internet araştırmasına göre 2016 yılında HIV pozitif donör sayısı 500 ila 600. Ortalama bir hesaba göre, eğer yasalar HIV pozitif bireylerin HIV taşımayan bireylere de organ bağışlamalarını mümkün kılarsa, bu bağışçılar *sadece Amerika’da yılda yaklaşık 1.000 kişinin hayatını kurtarabilirler. *Bu konudaki bütün araştırmalar ABD’de yapıldığı için, örnekler ABD üzerinden verilmiştir. Fırsat bulduğum her yerde söylediğim ve düzenli #hivbilgisi yayınlarımızdan aşina olduğunuz gibi; HIV bilimi bir kaç yıl öncesine kadar tahmin dahi edemeyeceğimiz bir hızla ve şaşırtıcı araştırmalar/uygulamalarla ilerliyor. İlaç çeşitliliği, tedavi başarısı, önleme metotları, B eşittir B ve nihayet organ bağışlarının normalleşmeye başlaması… Bütün bunlar yakın bir gelecekte AIDS’in tamamen silinip, HIV yayılımının önce durması ve sonra adım adım ortadan kaldırılmasının düşük ihtimalli hayaller olmadığını işaret ediyor. Kırmızı Kurdele İstanbul ekibi olarak en önemsediğimiz konu olan HIV bilimini ve tüm araştırmaları takip etmeye ve Türkiye’nin en çok başvurulan #hivbilgisi sağlayıcısı olma sorumluluğuyla güncel #hivbilgisi’ni düzenli olarak Türkiye ile paylaşmaya devam edeceğiz. Kırmızı Kurdele İstanbul’u takipte kalın! www.kirmizikurdele.org/sosyal #hivhakkindahersey

  • HIV 72 ülkede hala suç!

    HIV Justice Network (HIV Adalet Ağı) tarafından hazırlanan, dünya çapında HIV’e yönelik suçlama ve cezalandırmaları konu alan araştırmanın sonuçları, geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Araştırmanın sonuçlarına göre 72 ülkede HIV’e yönelik cezalandırma mekanizmaları hala mevcut ve bu ülkelerin 49’unda ise son dört yılda verilen ceza oranlarında ciddi artışlar söz konusu… Dünya çapında, HIV pozitif bireylerin mevcut sağlık sorunlarından dolayı karşılaştıkları her türlü yasal süreçler üzerinden hak savunuculuğu faaliyetleri yürüten ve küresel raporlar hazırlayan HIV Justice Network’ün yürüttüğü araştırma raporunda, birçok ülkede HIV ile ilişkili suçlamalar ve bireylerin aldığı cezalar büyük hayal kırıklığı yarattı. Aralarında Kırmızı Kurdele İstanbul’un da yer aldığı yerel dernekler ve aktivistlerin desteğiyle oluşturulan raporda, 29 ülkede hala HIV’e yönelik ceza yasalarının bulunduğu, 37 ülkede uygulanan genel ceza yasalarının HIV için de uygulandığı ve 6 ülkede hem özel hem de genel ceza yasalarının HIV için de uygulandığının altı çizildi. Aşatırmaya konu olan yasalarda bireylere verilen cezaların, bireylerin mevcut HIV tanılarını partnerlerine söylememeleri ve potansiyel bulaştırıcılık olma suçları da yer alıyor. Veriler ise düşündürücü! Ekim 2015 – Aralık 2018 yılları arasında sürdürülen araştırmaya göre 49 ülkede HIV ile yaşayan bireyler hala, tıbbi tanıları ile ilişkili tutuklamalar, göz altına alınmalar ve hapis cezaları ile karşılaştı. Söz konusu davaları inceleyen ve araştırma sonuçlarını yorumlayan uzmanlar, ilgili ülkelerde HIV ile yaşayan bireylerin yaklaşık binde 5’inin, başka bir suç ile itham edilmeleri gerekirken, dava ya da soruşturma dosyasına giren, bireylerin sağlık raporları dolayısıyla direk HIV tanıları yüzünden suçlu konumuna düştüklerinin altını çiziyorlar. Araştırma sonucunda görüşlerine yer verilen uzmanlar, son dönemde HIV ile ilişkili dava veya suçlamalarda uyuşturucu kullanımı, etnik köken, cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, göçmenlik statüsü, ve dezavantajlı gruplara karşı arttığı bilinen ayrımcılık ile yerel seviyede yeni HIV vakalarındaki artış arasında bir bağlantı olmadığını söylüyorlar. Özellikle Sahraaltı Afrika, Doğu Avrupa ve Merkez Asya’da kadınlara yönelik suçlamalar ve açılan davaların sayısı daha yüksek. Cinsel deneyimlerini çoğu zaman sadece evlendikleri erkeklerle yaşama zorunluluğu olan ya da gebelik nedeniyle tesadüfen uzun süre sonraki ilk kez sağlık taramasına tabi tutulan kadınlar, yeni tanı almalarına rağmen direk suçlu konumuna düşürülüyorlar. Hatta bazı davaların konusu, HIV pozitif olan anne ve anne adaylarının gebelik, emzirme ya da doğum sırasında bebeğe HIV bulaştırmaları olarak karşımıza çıkıyor. Ek olarak, HIV salgınının yüksek seviyede olduğu Sahraaltı Afrika ülkelerinden göçmen olarak Kanada, Batı Avrupa (AB), Yeni Zellanda ve Avustralya gibi “gelişmiş” ülkelere gelen bireyler içinse, HIV tanısı almaları sonrasında ülkeden sınır dışı edilme vakaları hatrı sayılır sayıda! Hali hazırda, doğrudan HIV’e ilişkin yasaların yürürlükte olduğu 75 ülke bulunuyor. Yasalarla ilgili olarak dünyadaki gelişmeler Her ne kadar sonuçları çok da hoşumuza gitmeyen bir rapor önümüzde olsa da, HIV bilimindeki Belirlenemeyen = Bulaştırmayan gibi çok önemli birçok gelişme ve yerel organizasyonların yoğun hak savunuculuğu çalışmaları ile yasalarda iyileşmeler ve yeni gelişmeler de yaşanıyor. Yakın geçmişte Avusturalya’nın Victoria eyaletinde ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde HIV’e ilişkin ceza yasaları yürürülükten kaldırıldı. Yine Belarus’ta, yoğun bir hak savunuculuğu ve yerel bir oluşum olan People PLUS (Artı Bireyler) isimli derneğin de çalışmalarıyla HIV pozitif bireylerin, mevcut sağlık durumlarını cinsel partnerlerine açıklamaları koşuluyla, potansiyel bulaştırıcılık suçundan yargılanamayacağı sonucuna ulaşıldı. Amerika’nın Colorado eyaletinde bir seks işçisinin davasının sonucuna göre ise, HIV ile yaşayan bir seks işçisinin, hayatını bu yolla kazanması nedeniyle postansiyel bulaştıcılık suçundan yargılanamayacağı kararı verilerek, gelecekte oluşacak başka davalara da örnek teşkil etti. Yine geçtiğimiz yıllarda İsçivre, Norveç ve Amerika’nın California, Mishigan ve Carolina eyaletlerinde HIV suç olmaktan tamamen çıkarıldı. Ek olarak, son bilimsel çalışmalar ve HIV konusunda gelişen araştırmaların da etkisiyle, Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, İsveç ve Fas’ta, potansiyel bulaştırıcılık söylemleri yasalar çekilerek, bilimsel sonuçlara önem verilmesinin altı çizildi. Peki Türkiye’de durum nasıl? HIV bilimindeki son gelişmelerle birlikte artık HIV ile yaşayan bireylerin, tedavilerine ara vermeksizin devam ettikleri ve viral yükleri belirlenemeyen seviyede kaldığı sürece, virüsü cinsel yolla başkalarına bulaştıramayacakları bilinen bir gerçek. Yani Belirlenemiyorsa, Bulaştırmıyor! Son bilimsel gelişmeler ve yürürlük olan mevzuat ile ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz Hukuk Danışmanımız Av. Fırat Can Güngör ise, mevcut durum ile ilgili şunları söylüyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nde yürürlükte olan mevzuat uyarınca HIV ile yaşamak bir suç unsuru olarak kabul edilmiyor. Dolayısıyla bireylerin “potansiyel bulaştırıcı” olarak itham edilmesi de söz konusu değil. Sağlık mevzuatında HIV, düzenli tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olarak nitelendirildiği için, HIV’e ilişkin olası suçlamalar da ‘vücut bütünlüğünü bozucu suçlar” altında sınıflandırılıyor. Yani birey, sağlık durumu hakkında bilinçli olmalı ve yeni bir bulaşıya mahal vermemek için düzenli tedavisini sürdürmek ve gerekiyorsa diğer korunma önlemlerini de almakla mükellef tutuluyor. Eğer bunları yapmazsa da ‘taksirle yaralama suçu’ndan yargılanıyor.” T.C. mevzuatında, sanık adına HIV nedeniyle taksirle yaralama suçunun oluşması için, bireyin olayın geliştiği dönemde HIV ile enfekte olduğunu bilmemesi gerekiyor. Ancak bulaşının kimden ve hangi yolla bulaştığını tespit etmek neredeyse mümkün olmayan bir durumdur. Kırmızı Kurdele İstanbul tarafından hazırlanan #hivbilgisi yazı dizisi HIV ve Hukuk için burayı, HIV Justice Network tarafından hazırlanan raporun İngilizce tam metnine ulaşmak için burayı tıklayınız. www.kirmizikurdele.org ''HIV hakkında her şey''

  • Berlin, Londra.. Şimdi de Sydney'li hasta... HIV kendi kendine yok oldu!

    Yayına hazırlayan: Kırmızı Kurdele İstanbul Gönüllü Editör Ekibi Tarihte bir ilk! Geçtğimiz aylarda duyurulan ve bizim de ‘Londra Hastası’ HIV kesin tedavisi yolunda iliklerimize kadar umutlanmaya değer mi? başlıklı çok ilgi çeken ve okunan #hivbilgisi yazımızla değerlendirdiğimiz Londra Vakasından sonra, şaşırtıcı ve bilimsel açıdan ufuk açıcı bir vaka daha gelişti. Avusturalya’nın Sidney kentinde gerçekleştiğ duyurulan bu olayı **Türkiye'nin en çok başvurulan ve güvenilir #hivbilgisi kaynağı Kırmızı Kurdele İstanbul'un ''HIV hakkında her şey'' sayfaları gönüllü editör ekibi sizin için değerlendirdi ve (sayfada, aşağıda bulacağınız) referansları ile birlikte yayına hazırladı. HIV kendi kendine yok oldu! Avusturalya’nın Sidney kentinde yaşayan bir HIV pozitif bugüne kadar hiç ilaç kullanmadığı halde, tanı aldıktan yıllar sonra HIV enfeksiyonu kendiliğinden yok oldu. “Vaka-C135” adı verilen olayın, normal şartlarda bir arada olması mümkün olmayan bazı özel durumların, kendiğinden bir araya gelmesiyle gerçekleştiği belirtildi. Vaka ile ilgilenen araştırmacılar, C135 kodu verilen hastada gözlemlenen durumun aslında, HIV’in insan vücudundan nasıl tamamen atılabileceğini anlamanın çok kolay olmayacağını ve eğer mümkünse bile bunun, farklı insanlar için farklı şekillerde gerçekleşeceğini öngörerek, HIV’I insan vücududan tamamen silme çalışmalarını hızlandıracak veriler sunmadığını ve o aşama için henüz çok erken olduğunun altını çizdiler. C135 adı verilen hastaya 1981 yılında, daha henüz 34 yaşındayken, bir araba kazası sonrası kendisine verilen kandan HIV bulaştı. Sidney Kan Bankası Kohortu (SKBK) adı verilen bir gruba dahil olan kan donörü tarafından o dönemde Vaka-C135’in de aralarında bulunduğu 8 kişiye HIV bulaşının gerçekleştiği resmi kayıtlar altında. Çünkü o yıllarda kan ürünleri HIV bakımında taramak mümkün değildi. Böyle bir risk bugün sıfır değilse de sıfıra çok yakın. İlgili ek bilgi için görseli okuyabilirsiniz. SKBK Hastaları olarak adlandırılan 8 kişi, enfeksiyonun bulaşmasından bu yana, herhangi bir ilaç tedavisi kullanmadan, CD4 sayıları hiç düşmeyerek, elit kontrolör olarak yaşamlarına devam ettiler. Hastaların ikisi, tanı aldıktan sonraki yıllarda, HIV ile ilişkili ya da HIV’den bağımsız nedenlerle hayatlarını kaybettiler. Geriye kalan 6 hasta ve donör’den günümüzde sadece 3’ü hala *elit kontrolör olarak yaşamlarını sürdürüyor. *Elit kontolör: HIV taşıyan olan (HIV pozitif) ancak hiçbir ilaç kullanımına gerek kalmadan virüs vücut tarafından tamamen kontrol altına alınarak baskılanan ve belirlenemeyen seviyede olan çok az sayıdaki insana verilen isim. 2011 yılında bu hastalar üzerinde başlanan çalışmaya göre, elit kontrolör olarak yaşamlarına devam eden hastaların CD4 hücrelerinin, HIV’in p24 proteinine karşı tepki verdikleri ve bu sebeple HIV’in viral kopyalamayı gerçekleştiremediği belirtildi. Özellikle C135 kodlu hastada CD4’ün HIV’e karşı verdiği “reddedici” tepki, genetik döngünün oluşmasına da tamamen engel oldu. Araştırmacılar, Vaka-C135’in geçmiş sağlık kayıtlarına baktıklarında, kendisinin kesinlikle HIV tanısı aldığını ve doktor kontrolünde takip edildiğini onaylıyorlar. Yaptıkları incelemede ise CD4’ün hiç 500’n altına düşmediğini hatta yaklaşık 20 yıl önce sadece 750 seviyesine gerilediğini belirtiliyor. İncelemeye konu olan vakada görülen patolojik durum kesinlikle şahsa münhasır yani kişiye özel, hatta eşsiz bir durum. Hastanın vücuduna giren bir antijene bağışıklık sisteminin verdiği tepki, HIV söz konusu olduğunda, normalde olması gerekenden daha farklı gelişmiş Yapılan araştırmada, SKBK hastalarının tümüne HIV bulaşmasına aracı olan donörün kanındaki virüs, yeniden DNA oluşması sırasında, viral olarak kaliteli yeni virüsler oluşmasını da engellediği belirtiliyor. Bu sayede de yeni oluşan kopya virüslere bağışıklık sisteminin farklı tepki verip onları baskıladığı görüşü hakim. Aynı zamanda virüsün kendisini kopyalaması, vücuda girdikten sonra çoğaltması (replikasyon) sürecinin de olağandan yavaş olmasından dolayı, normal viral döngünün başarılı olamadığı araştırma sonuçları arasında. Ek olarak, C135’te görülen bağışıklık sisteminin erken dönem tepkisi, zaten genetik açıdan başarılı bir yapıya sahip olmayan virüslerin, temizlenmesine yol açtığı da raporda yer alıyor. Peki bilim insanları, C135’te gerçekleşen olayı, diğer hastalarda da olmasını sağlayabilirler mi? Muhtemelen cevabımız hoşunuza gitmeyecek fakat sadece bilimsel araştırmalara dayalı aktivizim ve #hivbilgisi yayıncılığı yapan bir STK olarak doğruyu söylemek zorundayız. Sanıyoruz bizi Türkiye'nin en çok başvurulan ve güvenilir #hivbilgisi kaynağı yapan şey de bu yaklaşımımız. Şimdi oruyu tekrar hatırlayalım; Peki bilim insanları, C135’te gerçekleşen olayı, diğer hastalarda da olmasını sağlayabilirler mi? Çok büyük olsalıkla hayır! Çünkü, C135 isimli vakada gerçekleşenlerin diğer hastalarda da olabilmesi için, bulaşının gerçekleştiği hastanın bağışıklık sisteminin karakteristiği ve viral yapının “başarısızlığı” gibi bir çok farklı karakteristik özelliğin zincirleme olarak gerçekleşmesi gerekiyor. Araştırmacılar, şu anda henüz gün yüzüne çıkmamış olsa da, dünyanın benzeri vakaların olabileceğinin altını çiziyorlar. Bu sebeple, dünyanın neresinde olursa olsun, elit kontrolörlerin dikkatli bir şekilde takip edilmesi, belki ilerleyen dönemde, HIV’I tamamen yok etmek adına yapılacak çalışmalara da farklı bir bakış açısı kazandıracağının belirtiyorlar. www.kirmizikurdele.org/sosyal #hivhakkindahersey **2018 yılı tamamı ve 2019 yılı ilk 5 ay karşılaştırmalı Alexa, SimilarWeb analizlerine göre Referanslar Zaunders J ve diğerleri. Possible clearance of transfusion-acquired Nef and LTR-deleted attenuated HIV-1 infection by an elite controller with CCR5 Δ32 heterozygous and HLA-B57 genotype. Journal of Virus Eradication, issue 2. Online publication, June 2019. Zaunders J ve diğerleri. The Sydney Blood Bank Cohort: implications for viral fitness as a cause of elite control. Current Opinion in HIV AIDS 6(3):151-6. May 2011. See abstract here.

  • Tedaviye (ART) ara vermek mi?

    Yeni bazı araştırma sonuçlarına göre, HIV tedavisini bırakan bireylerde cinsel sıvı ve kanda virüs, hızlı bir şekilde yeni bulaşları mümkün kılan bir düzeye ulaştı. Fransız biliminsanlarının AIDS Journal’de yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, Kombinasyon Antiretoviral Tedavinin (ART) kesintiye uğramasından sonra cinsel sıvıda, bulaşıcılığı mümkün düzeyde olan, hızlı bir viral yük artışı gözlemlendi. İki haftalık bir tedavi boşluğu sonrasında hastaların kan ve semen (cinsel sıvı, sperm) viral yükün yükseldiği tespit edildi. Tedavinin kesilmesinden sonraki dördüncü haftada ise, tüm katılımcıların semenindeki viral yük tamamen belirlenebilen seviyedeydi. Hatta bazı hastalarda viral yük, cinsel partnerlerine virüsü bulaştırabilecekleri kadar yeterli düzeye –ortalama kopya/ml’ye kadar- ilerledi. “Erken dönemde HIV-RNA’nın tekrar geri dönüşü, araştırmanın her iki bölümünde, bütün katılımcılarda gözlemlendi” diyen araştırmacılar, “Bu bulgular, hastanın kendi kararıyla ART’yi kullanmayı bıraktığı ya da ne sebeple olursa olursa olsun ART kullanımı kesintisinde, cinsel yolla virüsün bulaştırılmasında yüksek riskin olduğunun güçlü birer kanıtıdır. Bu yüzden, olası ART kullanımı kesintisinde, cinsel yaşam danışmanlığı, kondom ya da PrEP kullanımı gibi HIV salgının durdurulması ve HIV-pozitif partnerden HIV-negatif partnere virüsün bulaşmasını önlemek için oluşturulan stratejilere daha ağırlık verilmesi gerekmektedir” diye belirtti. Araştırma sonuçlarını da dikkate aldığımızda, düzenli ART kullanımıyla, belirlenemeyen seviyede viral yüke sahip HIV ile yaşayan bireylerin cinsel partnerlerine virüsü bulaştırmadığına dair güçlü bir kanıt daha karşımıza çıkıyor. Bu sebeple Belirlenemeyen = Bulaştırmayan kampanyası, HIV’ ile mücadele stratejilerinin önemli bir öğesi haline gelmiş oluyor. Yüksek bağlılıkla devam edilen HIV tedavisi, sürdürülebilir viral baskılanması yani devamlı belirlenemeyen seviyede kalmak anlamına geliyor. Bununla birlikte, ART kullanımın kesintiye uğramasından tam olarak ne kadar süre sonra viral yükün yeniden bulaşıcı hale geldiğinin tam net cevabı yok. Çünkü HIV, her bireyde farklı karakteristik özelliğe sahip olabiliyor. Bu konu, önleme tedavisi olarak HIV tedavisini kullanan bireyler için soru işareti oluşturuyor. Aynı zamanda da bu soruya verilecek net yanıt, ART kullanımının kesintiye uğraması durumunun da göz önüne alınarak sürdürülen yeni tedavi ve aşı denemeleri için de önemli! Şimdi gelin biraz, araştırmanın teknik detaylarını inceleyelim: Yukarıda bahsettiğimiz bulgular, aşı araştırması sırasında, hastalar üzerinde gözlemlenen bulgulardan oluşmaktadır. “VR102/ANRS149-LIGHT” adı verilen placebo, yani ilaçmış gibi verilen özelliksiz madde, destekli aşı araştırmasında, rastgele 10 HIV-pozitif erkek seçilmiş. Araştırma sırasında bu erkek adaylarda 4’üne, 24 hafta süresince aktif aşı, geriye kalan 6’sına da placebo enjekte edilmiş. Araştırmanın 36.haftasında ise hastaların aldığı ART tedavisi kesilmiş. Eğer hastalarda viral yük artışı gözlenirse, hastaların 48.haftadan itibaren tekrar ART’ye başlamaları söz konusuymuş. Araştırmanın kesin raporunda, hastalarda 12 haftalık ART kesintisinden sonra, ortalama 48.haftada, kanda viral yük yeniden belirlenebilir seviyeye geri dönmüş. ART tedavisin kesildiği 36.haftada katılımcılardan eşzamanlı kan ve semen örnekleri alınmış ve buna 38,40, 42,44 ve 48.haftalarda da devam edilmiş. Bu örnekler araştırmacılara, HIV tedavisinin kesilmesinden sonra hangi zaman diliminde kanda ve semende viral yükün belirgin hale geldiğini tespit etmelerine olanak sağlamış. Araştırma raporuna göre, araştırma katılımcılarının yaşı ortalama 42. Katılımcıların ortalama 44 haftadır, yani bir yıldan az bir süredir ART kullandıkları ve ortalama 768 hücre/mm3 CD4 hücre sayısına sahip oldukları belirtilmiş. 36.haftada ART tedavisi kesilen katılımcıların hepsinde, tedavi kesildiği zamanki viral yükleri 20 kopya/ml iken, ART tedavisinin kesilmesini takip eden iki hafta içerisinde viral yük belirlenemeyen seviyeye geri dönmüş ve bazı katılımcılarda viral yük 125.000 kopya/ml seviyesine kadar hızlı bir şekilde yükselmiş… Bu bulgular bize, olası bir ART tedavisi kesintisinden sonra viral yükün yükselerek, nasıl yeniden bulaşıcı hale gelebildiğini gösteriyor. Ek olarak araştırmacılar, araştırma raporuna, katılımcılardan birinin partnerine, viral yükün tekrar belirlenebilir hale geldiği dönemde, HIV bulaştırdığını da not düşmüşler. Son olarak araştırmacılar şunun altını çiziyorlar: “ART kullanımının kesintiye uğramasıyla, kan ve semende HIR-RNA’nın nasıl hızlı bir şekilde geri döndüğü gözlemlemek hem mükemmel, hem de bir o kadar ürkütücüydü. Bu bulgular aslında bizlere, HIV tedavisinde kullanılan ilaçların, koruyucu tedavi olarak da kullanılması yönündeki stratejilerin ne kadar doğru ve daha çok desteklenmesini gerektiğini anlatıyor”. Referans: Palich R et al. Viral rebound in semen after antiretroviral treatment interruption in an HIV therapeutic vaccine double-blind trial. AIDS, online edition, doi: 10.1097/QAD.0000000000002058 (2018). www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #hivindogrusu

  • HIV test tipleri ve ideal test süreleri

    Kırmızı Kurdele İstanbul'dan HIV endişelerinin en temel konularından biri hakkında daha başvuru kaynağı olacak bir #hivbilgisi yazısı; HIV test tipleri ve ideal test süreleri. HIV'e ilişkin bilgi ihtiyacı eğilimlerini ve en temel ihtiyaç alanlarını belirlemek ve kapsamlı #hivbilgisi sağlayıcılığı iddiamızı daha da kapsamlı bir alanda sürdürmek için, gün gün analiz ettiğimiz Türkiye'nin en çok başvurulan* #hivbilgisi kaynağı olan internet sitesi ve #onlinehivdanismanligi servisi verilerine göre, %35'e yakın bir oranda HIV testleri, ideal test süreleri ve test tiplerine ilişkin bilgi talebi ile karşılaşıyoruz. İşte bu yüzden, 'X günde test yaptırdım, sonuç yeterli mi?', 'x günde x tipi test yaptırdım, sonuç pozitife döner mi?' vb. soruların tamamına kesin cevaplar vermek zor olsa da, HIV biliminin test teknolojileri ve uygulamaları konusunda geldiği aşama ve bu aşamada sunulan HIV testi hizmetlerine ilişkin veri bazlı, güvenilir, herkesin kolay anlayabileceği dilde bir kaynak hazırladık. Kırmızı Kurdele İstanbul ekibinin farklı referansları karşılaştırarak derlediği bu kaynak yazının yararlı olmasını ve pek çok soru üreten bu endişenin giderilmesine yardımcı olmasını umuyoruz. HIV test tipleri ve ideal test süreleri başlıklı yazımızı, bu ve benzeri tüm #hivbilgisi içeriklerimizin amacına ve bilgi ihtiyacı içinde olanlara ulaşması için kendi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanızı bir kez daha rica ederek paylaşıyoruz. Yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #bilonemsekorun #hivindogrusu *Eylül 2018  Google, Alexa, Similarweb karşılaştırmalı analizlerine göre.

  • HIV'in küresel maliyeti dudak uçuklatıyor

    İnsanlık tarihi boyunca tüm toplumları doğrudan ilgilendiren konular arasında en çok konuşulanı belki de HIV olmuştur. Virüsün sosyal, ekonomik ve tüm diğer boyutlarını göz önünde bulundurduğumuzda ise bu haklı şöhretine pek şaşırmayız. Sonuçlarını aşağıda paylaştığımız bir araştırma, HIV’in henüz başlarında olduğumuz 2000’li yıllarda dünya ekonomisine maliyetini ortaya çıkardı ve yeni tartışmalara yol açtı. Uluslararası HIV gündemini ve bilimsel yayınları yakından takip eden, Türkiye'nin güvenilir #hivbilgisi sağlayıcısı Kırmızı Kurdele İstanbul ekibi olarak istikrarla sürdürdüğümüz yayınlarımızda bu kez, HIV’in dünya ekonomisine, yani aslında hepimize olan maliyetini ele alıyor ve verileri konuyla ilgilenen herkesin faydasına sunuyoruz. İyi okumalar. Geçmişte HIV'i ciddiye almamanın ve yok saymanın maliyeti, yarım trilyondan dolardan fazla! Küresel çapta etkili olan HIV salgınının uzun dönem maliyetini analiz etmek üzere yapılan bu çalışma, sadece 2000 yılından bu yana, enfeksiyonla mücadele için harcanan tutarın yarım trilyon doların üzerine çıktığını ortaya koydu. Yani fatura bol sıfırlı! Araştırma sonucunda belirtilen rakamlara göre, 2000 ile 2015 yılı arasında, tanılama, tedavi ve korunma yöntemleri için yapılan harcamalar toplamının 562.6 milyon dolar olduğunu gösterdi. Bir diğer ilginç veri ise sadece 2013 yılında, yıllık küresel maliyetin 49.7 milyon dolara fırlamış olması. “HIV/AIDS ve Sağlık Harcamaları: 188 Ülkedeki Yerel Sağlık Harcamaları ve Gelişim Yardımı, 1995-2015” isimli bu yeni çalışma, tıp alanındaki gelişmeler ve akademik çalışmalara ait makalelerin yayınlandığı en saygın mecra olan The Lancet isimli sitede, 17 Nisan 2018 tarihinde yayınlandı. Araştırmaya göre gelir düzeyi düşük ülkelerde kişi başına yapılan yıllık sağlık harcamaları sadece 100 dolar seviyesinde kalırken, gelir düzeyi yüksek ülkelerdeki kişi başına yapılan sağlık harcamaları ise 5.000 dolar seviyesine kadar çıkıyor. Ve işte bu devasa fark da, araştırmanın ana konusu ve sonucu olan yüksek tutarların oluşmasında en büyük etkenlerden biri olarak kendini gösteriyor. Konu tüm dünyayı etkileyen bir enfeksiyon olduğunda, kimin HIV pozitif ya da HIV negatif olduğundan bağımsız olarak hepimizi ilgilendirir bir hale geliyor. “Son 50 yılda, sağlık harcamaları gelişigüzel bir oranda artış gösterirken, bu oran çoğu zaman ekonomik büyüme rakamlarını da geçmektedir” diyen araştırmacılar, sözlerine şunları ekliyor: “Küresel ekonominin bir parçası olarak sağlık harcamalarında doğal bir artış söz konusuyken, bu artış içerisinde farklı hastalıklar için yapılan harcamalardaki farklılığı ve dengesizliği de görmüş olmak, bize gerçekten önemli bir veri de sağladı”. Araştırmaya 63 ülkeden 256 araştırmacı dahil olmuş ve araştırmada ülkelerin kendilerine ait yayınladıkları raporlar, çevrimiçi veri tabanlarından alınan sonuçlar, uluslararası dernek ve oluşumların yaptıkları projelerden alınan sonuçlar gibi HIV ve AIDS için yapılan harcamaların listelenebileceği 5385 veri göstergesi analiz edilmiş. Sonuçlardan anlamlı çıktılar alabilmek için ise bilimsel olarak güvenilirliği en yüksek düzeyde olan Spatio-Temporal Gaussion - Süreç Regresyonu (STGP) adı verilen analiz metodu kullanılmış. Araştırma raporlarına göre, gelir düzeyi düşük ülkelerle gelir düzeyi yüksek olan ülkeler arasındaki sağlık harcamaları farkı, küresel düzeydeki sağlık harcamaları miktarını da arttırıyor. Buna ek olarak, gelir düzeyi farklılıkları da, ülkeler arası destek harcamlarının da miktarını arttırmaktadır. Sahra altı Afrika 24.4 milyon kişi* ile, dünyadaki en büyük HIV pozitif nüfusuna sahip bölge ve bu bölge gelir düzeyi yüksek ülkelerin destekleriyle ayakta kalıyor. Güney Asya’da da aynı şekilde, görece daha varlıklı ülkelerin yüksek oranda destekleri söz konusu. Ülkelerin birbirlerine hem gelişim hem de destek anlamında yaptığı yardımlar, tüm HIV/AIDS harcamalarının %64’ünü oluşturuyor. *2015 yılı sonu itibarıyla Washington Ünivertitesi’nde Sağlık Muhasebesi ve Değerlendirme Enstitüsü yöneticisi olarak çalışan Dr. Christopher Murray, sağlık alanı yayınları yapan saygın web sitesi Medical Xpress’e verdiği röportajda konu ile ilgili olarak, şunları söyledi: “Bu araştırma, belirli bir hastalığa özel olarak yapılan harcamaları ve ayrılan kaynakların takibine yönelik önemli bir adım niteliğinde ve aynı zamanda sağlık alanında yapılan harcamalardaki büyümeye neden olan itici güçlerin de tanımlamasını ve buna uygun politikaların analizini mümkün kılıyor” Sağlık harcamalarının kapsam ve karakteristiği üzerine daha önce de farklı araştırmalar yapıldı. Fakat bu çalışma, öncekilerden farklı olarak daha geniş bir coğrafik alanda, toplamda 188 ülke üzerinde yapılmış. Böylelikle salgının etki alanının doğru tanımlanmış ve sonrasında toplanan veriler ile 2000 yılından bu yana enfeksiyonun dünya genelinde bir bütün olarak yarattığı mali etkiyi ölçme ve daha doğru analiz edebilme şansı yakalanmış oldu. Elde edilen bu verilerin, ülkelerin sağlık bütçelerini daha akılcı biçimlerde kullanarak, daha fazla insana tedavi hizmetleri eriştirilmesine katkı sağlaması umuluyor. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #hivindogrus

  • HIV tedavisi şekil mi değiştiriyor?

    HIV tedavisinde bir sonraki aşamada kullanılması planlanan, uzun süreli bağışıklama (long-acting injection) çalışmalarından olumlu haberler var. ATLAS isimli çalışmadan bildirilen rapora göre, şu anda günlük tablet formunda kullanılmakta olan iki etken maddenin (cabotegravir ve rilpivirine) ayda sadece bir kez kullanılacak, aşı formuna ilişkin ara sonuçlar oldukça umut verici. Şu anda 3. fazda* olan ATLAS çalışması halen HIV ilaç tedavisi ART kullanmakta olan, tedavilerinin 1. ya da 2. yılında olan ve viral yük seviyeleri an az altı aydır ‘Belirlenemeyen’ seviyede olan 618 katılımcıyla sürdürülüyor. (*Bir molekülün ilaç formunu alması için aşması gereken 4 faz vardır. Bu 4 fazın tamamlanması ortalama olarak 12 – 15 yıllık bir süreyi ve ar-ge süreci de dahil edildiğinde yaklaşık 3 Milyar Dolarlık bir bütçeyi bulmaktadır. Konuyla ilgili, yakında yayınlanacak daha detaylı bir #hivbilgisi makalesi için bültenimize üye olun.) Çalışma sürecinin başlarında HIV ilaç tedavisi ART kullanan tüm HIV pozitif bireyler gibi, düzenli ve kesintisiz olarak günlük hap formunda ilaçlar kullanan katılımcılar, bir süre sonra kullanılan etken madde(ler) aynı kalmak üzere, her gün ilaç almak yerine, aynı ilacın enjekte edilebilir ve ayda sadece bir kez kullanmayı gerektiren bir versiyonunu kullanmaya başladılar. Çalışmanın bu aşamasına dair birincil endişe, 48 haftadır tedavi altında olmasına rağmen, viral yükü belirlenemeyen seviyeye erişmemiş HIV pozitif bireylerin, hap formundan aşı formuna geçtiklerinde mevcut viral yük seviyelerinde aşağıya doğru bir gelişme olmayabileceği. Bir başka deyişle, bu endişe ile cevabı aranan soru şu; enjeksiyon formu en az hap formu kadar güvenilir mi? Bu noktada Kırmızı Kurdele İstanbul olarak, HIV ilaç tedavisi ART’yi düzenli ve sadık bir biçimde kullanmanın ve erişilmiş belirlenemeyen seviyenin sürekliliği için tedavi uyumunun önemini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Muhtemelen aşı formunda HIV tedavisi ilaçları piyasaya çıktıklarında, hap formundan aşı formuna geçişte aranacak ilk gereklilik belirlenemeyen seviyeye erişmiş ve bunu ortalama bir süre (örnek: 48 hafta) boyunca korumuş olmak olacak. Yani nasılsa aşı formu çıkacak diye, halen kullanmakta olunan hap formunu aksamaya başlamak pek de akıllıca bir fikir değil! Bu birincil endişeye ek olarak ATLAS çalışmasından elde edilen ilk sonuçlar, diğer iki uzun salınımlı aşı formunda HIV ilacı çalışması olan LATTE ve LATTE-2 çalışmalarının sonuçlarıyla da kıyaslanacak. Bu kıyaslama ile olası direnç risklerine ilişkin daha kapsamlı ve nitelikli verilere ulaşılması hedefleniyor. ATLAS çalışmasını sürdüren ilaç şirketi, daha ayrıntılı verileri yakın zamanda yapılacak olan üst düzey bilimsel bir toplantıda duyuracak. Uluslararası HIV bilimini ve HIV gündemini düzenli takip eden Türkiye’nin saygın #hivbilgisi sağlayıcısı Kırmızı Kurdele İstanbul olarak ATLAS ve diğer çalışmaları takip etmeye ve başta HIV pozitif bireyler ve Doktorlar olmak üzere konuyla ilgilenen tüm topluluklarla paylaşmaya devam edeceğiz. Tüm güncel haber ve makaleler için sosyal medya hesaplarımızı @RedRibbonTR adıyla takip etmeyi unutmayın. ATLAS çalışmasının basın açıklamasını (İngilizce) bu linkten okuyabilirsiniz. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #hivindogrusu

  • HIV pozitif ve hamile olmak? Hiç sorun değil!

    Araştırmalar HIV pozitif kadınların da mutlu ve başarılı bir hamilelik geçirdiklerini kanıtlıyor. Günümüzdeki etkin ilaçlar (ART), HIV ile yaşayan bireylerde virüsü tamamen baskılamakla kalmıyor, bir çok bireyin de bu durumu kendi ailelerini kurmak için bir fırsat olarak değerlendirmelerini sağlıyor. Son araştırmalar, HIV pozitif kadınların hamilelik süresince bir komplikasyonla (ani gelişen tıbbi sorun) karşılaşmadığını sayısız kez kanıtladı. Sağlıklı HIV pozitif anneler, sağlıklı bebekler doğuruyor Kanada’da yapılan bir araştırma olan Chiwos Study’e göre, gelişmiş HIV tedavileri sayesinde HIV’le yaşayan kadınların hamilelik sürecinde herhangi bir sorun yaşanmıyor. Asıl adı “The Canadian HIV Women’s Sexual and Reproductive Health Cohort Study (Kanadalı HIV Pozitif Kadınların Cinsel ve Üreme Sağlığı Grup Çalışması)” olan ve BC HIV/AIDS’le Yaşam Merkezi tarafından desteklenen çalışmaya göre, kadınların %25’inde HIV tanısı aldıktan hemen sonra gebelik teşhis edildi. Araştırmanın yapıldığı yer olan British Colombia’da son 20 yıldır anneden bebeğe HIV bulaşısı tespit edilmedi. Araştırmaya katılan 1.165 HIV ile yaşayan kadından 492’sinde, HIV tanısı aldıktan sonra gebelik teşhis edildi. Araştırma yetkililerinden Angela Kaida, Kanada’da yayın yapan The Star adlı haber kanalına verdiği demeçte “HIV tanısı almış olmak sizi annelikten mahrum edemez. Artık her şey değişti, artık sağklık, mutlu ve mükemmel bir gebelik yaşayabiliyorsunuz. Bu durumu, salgının ilk zamanlarında aklımıza bile getiremezdik” diye belirtti. Lisa’nın hikayesi British Colombia’da yaşayan Lisa Partridge için tüm yukarıda bahsettiklerimiz sadece istatistiklerden ibaret. Lisa, Henüz 14 yaşındayken, bebekken Romanya’da yapılan bir kan transfüzyonu sırasında kendisine HIV bulaştığını öğrenmişti. Daha bir yaşındayken, Lisa çok hastalanmış ve bunun sebebini bulmak için yorucu bir süreçten geçtikten sonra, doktorunun tavsiyesi üzerine HIV testi yapılmıştı. Test sonucu pozitif çıkan Lisa, sonraki 13 yıl boyunca her gün kullandığı bir dizi ilaçların, doğuştan gelen bir kalp rahatsızlığı nedeniyle olduğunu sanıyordu, çünkü ona bu şekilde bilgi verilmişti. 14 yaşında geldiğinde ailesi ona gerçekleri söylediğinde adeta bir şok geçirdiğini söylüyor Lisa: “Geçirdiğim şokun etkisiyle çıldırdığımı ve ‘Tanrım, neden ben?’ diye bağrındığımı hatırlıyorum. Ancak zaman ilerledikçe ve sağlık durumum hakkında daha doğru ve net bilgiler edindikçe, aslında durumumum korktuğum kadar kötü olmadığını anladım.” Lisa’nın HIV ile ilgili yaşadıkları, 1980’lerden bu yana HIV alanındaki gelişmelerin kısa bir özeti gibi. Günümüz HIV tedavilerinin başarısıyla Lisa artık viral yükü belirlenemeyen seviyede. Bu da onun ve onun gibilerin, başkalarına HIV bulaştırma riski olmadığını ve sağlıklı bir yaşam sürebileceği, hatta bir çocuk sahibi olabileceği anlamına geliyor. “Tabi HIV ile yaşayan herkes benim kadar şanslı olmayabilir, çünkü bana çok değer veren ebeveynlerim ve beni çok seven bir eşim var” diyen Lisa, hayatı boyunca herkesten farklı olarak, sosyal çevresinden ve ilişkilerinde tanıştığı insanlardan hiç ötekileştirmeye ve damgalamaya maruz kalmamış. “Eşimle, kaç tane çocuk yapmak istediğimizi karar veremiyorduk” diye ilişkisinde yaşadıklarından örnekler veren Lisa’nın konuşurken yüzündeki gülümsemede, günümüz HIV tedavilerinin de katkısı bulunuyor. Lisa ve eşinin 4 yaşındaki neşe kaynağı kızları Adriana, sağlıklı ve HIV negatif olarak dünyaya gelmiş. “Aslında eşimle, iki tane çocuk istediğimize karar verdik ancak bir tanesi bile tüm zamanımı alıyor. Sanırım bir tane ile yetineceğiz” diye belirtiyor. Hamilelikte viral yük sıçraması riski var mı? Obstetrics and Gynecology (Gebelik ve Kadın Hastalıkları) isimli tıp dergisinde yayınlanan son araştırmaya göre, baskılanmış ve belirlenemeyen seviyede viral yüke sahip olan bir HIV pozitif hamile kadının, doğumdan bir süre önce viral yükünde oluşması mümkün küçük artışlara “viral yük sıçraması” deniliyor. Kanada Vancouver’daki British Colombia Üniversitesi’nde yürütülen araştırmanın yetkilisi “Her ne kadar HIV ile yaşayan hamile kadınlar, düzenli HIV tedavilerini almaya devam etse de, doğum öncesinde viral yük sıçraması dediğimiz şey gelişebiliyor” dedi. Bununla birlikte, viral yük sıçraması ile karşılaşılan örneklerdeki sıçrama seviyesi çok düşüktü ve araştırmaya katılan kadınların çoğunda viral yük sıçraması kaydedilmedi. Araştırma yetkililerinden Dr. Isabelle Boucoiran, MedPageToday‘e verdiği röportajda, katılımcıların sadece %6’sında sıçrama gerçekleştiğini ve bu sayının yarısında kaydedilen sıçramaların, doğum gerçekleştiği gün oluştuğunu belirtti. Araştırmada bulunan bir diğer umut verici nokta ise, viral yük sıçraması gerçekleşen hamile katılımcılar da dahil olmak üzere, araştırmayan katılan hiçbir hamile kadının bebeğinde, direk bulaşı yani anneden bebeğe oluşan HIV bulaşısının tespit edilmemesidir. Hamilelik planı yapıyorsanız ya da hamile olduğunuzu öğrendiyseniz Eğer HIV ile yaşayan bir birey olarak hamilelik planı yapıyorsanız ya da hamile olduğunuzu öğrendiyseniz, hamilelik sürecinde ihtiyaç duyacağınız tüm bilgiler için Kırmızı Kurdele İstanbul'a ulaşabilir ve doğru yönlendirmeleri alabilirsiniz. Fakat bu kararla ilgili tüm aşamalarda, en büyük belirleyici etkenin HIV tedavinizi sürdüren enfeksiyon uzmanı ile yapacağınız detaylı görüşmeler olduğunu ve tüm detayları birlikte değerlendirmeniz gerektiğini daima hatırlamanız, sürecin sorunsuz ilerlemesi açısından hayati önem taşımaktadır. www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #hivindogrusu

  • Yeni HIV ilaçları yolda!

    HIV tedavisinde ve korunmada kullanılacak 52 yeni ilaç ve aşı sırasını bekliyor. Bundan yaklaşık 40 yıl önce, Amerika’da ilk HIV vakası görüldüğünden bu yana aktivistler, sağlık hizmeti sağlayıcıları, araştırmacılar, devlet kurumları ve ilaç sanayi, HIV’den korunma ve tedavisi için bir çok önemli adım attılar. Yeni bilimsel bulgular sadece HIV’in bulaşmasını önlemekle kalmayıp, kesin tedaviye dair umutları yeşertirken, aynı zamanda da tüm dünyadaki HIV pozitif bireylerin yaşam kalitesini arttırmada da son derece etkili oldular. 2017, bu alanda yapılan çalışmalardaki gelişmelerle, iyimserlik rüzgarlarının esmeye devam ettiği harika bir yıl oldu. Amerika İlaç Araştırmaları ve Üreticileri Birliği tarafından yayınlanan 2017 HIV/AIDS İlaç Gelişmeleri raporunda, 52 adet yeni ilaç ve aşı için çalışmaların devam ettiği belirtiliyor. Listedeki çalışmalardan 32 tanesi yeni antiretroviral ve antivirallere (ART) yönelik ilaç tedavisi, 16’sının aşı ve 4 tanesinin de virüsün hücrelere saldırmasını önlemek adına geliştirilen bir yönteminde dahil olduğu hücre terapileri. Rapor aynı zamanda, bazı çalışmaların klinik denemeler seviyesinde, bazılarının ise Amerika Gıda ve İlaç Kurumu (FDA) tarafından inceleme-onaylama safhasında olduğu belirtilmiş. HIV bilimi alanında en saygın yayınlardan biri olan The Lancet - Infectious Diseases dergisinde yayınlanan bulgulara göre, Dünya genelinde kullanmakta oldukları ilaçlara direnç* gösteren HIV pozitif bireylerin sayısında artış gözlemleniyor. Söz konusu direnç olunca, bu durumu kontrol altına alacak yeni tedavilerin geliştiriliyor olması nefes kesen bir gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır. 2012 yılında yayınlanan Amerika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Raporuna göre, her 10 yeni HIV vakasından 2’sinde, bir ya da birden fazla ilaç tedavi grubuna direnç geliştirildiği kaydedilmiştir. *HIV pozitif bireyin kullanmakta olduğu ilaçların, düzensiz ilaç kullanımı ya da tedaviyi bırakmak vb. sebeplerle etkisini yitirmesi durumuna verilen isim Raporlar, geçtiğimiz yıl Amerika’da kayıt altına alınan yeni HIV tanılarından, tüm tedavi gruplarına tam direnç gösterenlerin %1’den daha az olduğu belirtiliyor. Bu oran Türkiye’de çok daha düşük. Ancak istatistiksel olarak küçük olan bu oran, günlük hayatta yüzlerce insan anlamına geliyor. Yeni geliştirilmekte olan ilaçlar aynı zamanda, bu vakalar için de yeni seçenekler, yani yeni umutlar demek. Bu konu ile ilgili olarak geçtiğimiz günlerde, PhRMA Raporunun yayınlanması ile birlikte, Amerika Biofarmasötik Şirketler Topluluğu, tanıtımlarında bir HIV pozitif birey ile ilaç geliştirme laboratuvarında çalışan bir araştırmacının yanyana olduğu “Together (Hep Beraber)” isimli yeni kampanyaya start verdiklerini açıkladılar. PhRMA’nın aktardığına göre, 1981 yılında ilk AIDS vakası görüldüğünden bu yana, FDA 40’ın üzerinde HIV ilacının kullanılmasına onay vermiş. 1990’ların ortasında antiretroviral tedavilerin keşfi ile birlikte, AIDS temelli ölümlerin sayısında ciddi düşüşlerin görüldüğü, eczacılık alanındaki en büyük dönüm noktalarından biri yaşandı. HIV tedavisi alanındaki bir sonraki büyük buluş belki bir “kesin tedavi”, “depo ilaçlar” veya ‘’koruyucu aşı’’ olabilir. Tüm bu alanlarda başarısı küçümsenmeyecek gelişmeler var. Neler olacağını zaman gösterecek. Yayına hazırlayan: Arda Karapınar www.kirmizikurdele.org #hivhakkindahersey #hivindogrusu

bottom of page