top of page

Dünyada, Avrupa'da ve Türkiye'de HIV ve AIDS: Tarihsel gelişim, istatistikler ve sivil toplumun önerileri

3 gün önce
11 dakikada okunur

Yayım tarihi: Kasım 1, 2026 Bu yazıdan yapılacak tüm alıntılar izne tabidir. (info@kirmizikurdele.org)


HIV ve AIDS, 1980'lerden bugüne yalnızca tıbbi değil, bilimsel, toplumsal ve hak temelli büyük bir dönüşüm geçirdi. Peki dünyada, Avrupa'da ve Türkiye'de bugün hangi noktadayız? HIV istatistikleri bize ne söylüyor, bilimsel gelişmeler ve aktivizm bu dönüşümü nasıl şekillendirdi? Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B) mesajı bu dönüşümde nasıl bir rol oynadı?


Bu #hivbilgisi yazısında HIV'in tarihsel gelişimini, güncel verileri, Belirlenemeyen = Bulaştırmayan'ın toplumsal etkisini, Fast-Track Cities yaklaşımını ve Kırmızı Kurdele İstanbul'un Türkiye için önerilerini bir arada ele alıyoruz.

Detaylar #hivbilgisi yazımızda. Meraklısına iyi okumalar.


(Not: Bu değerlendirme, açık kaynaklı/erişilebilir resmî istatistikler, uluslararası kuruluşların raporları, bilimsel araştırmalar ve Türkiye'deki HIV sivil toplumunun tarihsel birikimi temel alınarak hazırlanmıştır.)


1. Dünyada HIV: 1980'lerden bugüne bilimsel ve toplumsal dönüşüm


HIV (ve AIDS), ilk kez 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayımlanan bilimsel bildirimlerle tıp dünyasının gündemine girdi. Başlangıçta nedeni bilinmeyen ciddi bağışıklık sistemi sorunları ve AIDS olguları üzerinden tanımlanan hastalık, kısa sürede küresel bir halk sağlığı meselesine dönüştü. 1983 yılında HIV'in tanımlanması, 1985 yılında antikor testlerinin geliştirilmesi ve 1987 yılında ilk antiretroviral ilaç AZT'nin kullanılmaya başlanması, mücadelenin ilk önemli dönüm noktaları oldu.


Ancak 1980'ler yalnızca tıbbi gelişmelerin değil, HIV ile yaşayan kişilerin ve yakınlarının ayrımcılığa, dışlanmaya ve yanlış bilgilendirmeye karşı mücadelelerinin de başlangıcıydı. HIV, uzun süre belirli topluluklarla özdeşleştirilerek toplumsal önyargıların ve ayrımcılığın konusu hâline getirildi.


1987 yılında ABD'de başlayan ACT UP gibi aktivist hareketler, ilaç araştırmalarının hızlandırılması, tedaviye erişim, bilimsel süreçlerde hasta ve komünite katılımı ve insan haklarının korunması için önemli mücadeleler yürüttü. Böylece HIV aktivizmi, sağlık politikalarını ve bilimsel araştırmaların yönünü etkileyen küresel bir toplumsal harekete dönüştü.


1990'lı yılların ortasında kombinasyon tedavilerin geliştirilmesi, HIV'in seyrini köklü biçimde değiştirdi. Özellikle 1996 sonrasında tedaviye erişimin genişlemesiyle HIV, ölümcül bir hastalık olarak algılanmaktan çıkarak düzenli tedavi ve takip gerektiren kronik bir sağlık durumuna dönüştü.


2000'li yıllarda tedavinin önleyici etkisi de bilimsel olarak araştırılmaya başlandı. 2011 yılında yayımlanan HPTN 052 çalışması, etkili antiretroviral tedavinin HIV'in cinsel yolla bulaşmasını önlemedeki rolünü ortaya koydu. 2016 yılında uluslararası düzeyde başlatılan U=U (Türkçede Belirlenemeyen = Bulaştırmayan, B=B (Bulaşmayan değil, Bulaştırmayan. Çünkü belirlenemeyen şey virüs, bulaştırmayan kişidir.)) kampanyası ise bu bilimsel gerçeğin topluma aktarılması için yeni bir dönemi başlattı.


Türkiye'de bu bilimsel ve toplumsal dönüşümün karşılığı olan ve www.kirmizikurdele.org tarafından Türkiye’de Dünya ile eş zamanlı olarak duyurulan Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B) mesajı, HIV alanında tedavi, önleme ve damgalamayla mücadeleyi bir araya getiren en önemli gelişmelerden biri oldu.


2012 yılında ABD'de ağızdan kullanılan PrEP'in onaylanması, HIV'den korunma seçeneklerine yeni bir boyut kazandırdı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2015 yılında, HIV edinme olasılığı yüksek kişilere ağızdan PrEP sunulmasını önerdi. Sonraki yıllarda uzun etkili enjeksiyon seçenekleri de korunma araçlarına eklendi.


Bu gelişmeler, HIV ile mücadelenin yalnızca tedaviye erişimden ibaret olmadığını gösterdi. Test, erken tanı, korunma seçenekleri, insan hakları, komünite katılımı ve damgalamayla mücadele birlikte ele alınması gereken temel alanlar hâline geldi.


2. Dünyada HIV: Güncel istatistikler ve son 10 yılın değerlendirmesi


UNAIDS'in 2025 yılına ilişkin, Temmuz 2026'da güncellenen küresel istatistiklerine göre dünyada yaklaşık 41 milyon kişi HIV ile yaşıyor.

Gösterge

2025

HIV ile yaşayan kişi sayısı

41 milyon

Yeni HIV enfeksiyonları

1,2 milyon

AIDS'e bağlı ölümler

570 bin

Antiretroviral tedaviye erişen kişi sayısı

32,1 milyon

Son 10 yıllık dönemin değerlendirilmesinde, 2010 yılıyla karşılaştırma özellikle önemli. Yeni HIV enfeksiyonları 2010 yılındaki yaklaşık 2,1 milyon seviyesinden 2025 yılında 1,2 milyona gerileyerek yüzde 42 azaldı. AIDS'e bağlı ölümler ise 2010 yılındaki yaklaşık 1,3 milyon seviyesinden 570 bine düşerek yüzde 57 azaldı.


Bu rakamlar önemli bir ilerlemeye işaret ediyor. Bununla birlikte dünya genelinde HIV ile yaşayan kişilerin tamamı tanı almış, tedaviye erişmiş veya viral baskılanma sağlamış değil. Tanı, tedavi ve viral baskılanma zincirinin her aşamasında hâlâ önemli eksiklikler bulunuyor.


PrEP kullanımı da HIV önleme çalışmalarında giderek daha önemli bir yer tutuyor. DSÖ'nün 2023 yılına ilişkin küresel değerlendirmesinde 3,5 milyondan fazla kişinin en az bir kez PrEP kullandığı bildirildi. Bu sayı 2022 yılına göre yüzde 35 artış anlamına geliyor. Bununla birlikte PrEP'e erişim ülkeler ve topluluklar arasında oldukça farklı.


2025 yılında DSÖ'nün uzun etkili lenakapavir enjeksiyonunu ek bir PrEP seçeneği olarak önermesi de HIV önleme tarihinde yeni bir aşamayı temsil ediyor. Yılda iki kez uygulanabilen bu seçeneğin, günlük ilaç kullanımında güçlük yaşayan veya sağlık hizmetlerine düzenli erişemeyen kişiler için önemli bir potansiyeli bulunuyor.


Küresel verilerin gösterdiği temel sonuç şu: HIV ile mücadelede başarılı olmak için tedaviye erişim kadar, yeni enfeksiyonları önleyecek yöntemlerin yaygınlaştırılması ve bu yöntemlerin ihtiyaç duyan herkes için erişilebilir olması gerekiyor.


3. Avrupa'da HIV: Azalan tanılar, devam eden eşitsizlikler


Avrupa, HIV verilerinin karşılaştırılması açısından önemli bir bölgesel örnek sunuyor. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) tarafından 27 Kasım 2025 tarihinde yayımlanan HIV/AIDS Surveillance in Europe 2025 raporu, 2024 yılı verilerini içeriyor.


Buna göre DSÖ Avrupa Bölgesi'nde 49 ülkeden toplam 105.922 HIV tanısı bildirildi. Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkelerinde ise bu sayı 24.164 oldu.


Avrupa Bölgesi genelinde 2024 yılında bildirilen HIV tanısı oranı 100 bin kişide 11,8 olarak gerçekleşti. Bu oran 2023 yılında 12,8 idi. Dolayısıyla bir yılda yüzde 7,8'lik bir düşüş söz konusu.


Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkelerinde ise 2024 yılında HIV tanısı oranı 100 bin kişide 5,3 olarak bildirildi. Bu oran 2015 yılındaki 6,2 seviyesine göre yüzde 14,5 daha düşük.


Bu sonuçlar, etkili önleme, test, erken tanı ve tedavi politikalarıyla HIV tanılarında düşüş sağlanabildiğini gösteriyor. Ancak Avrupa'nın tamamında aynı eğilim bulunmuyor. Doğu Avrupa ve Orta Asya, yeni enfeksiyonlar ve tedaviye erişim bakımından daha fazla sorun yaşayan bölgeler arasında.


ECDC ve DSÖ'nün aynı raporunda dikkat çekilen bir başka önemli konu geç tanı. Avrupa Bölgesi'nde 2024 yılında yeni HIV tanılarının yüzde 54'ü, Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkelerinde ise yüzde 48'i geç tanı olarak sınıflandırıldı. Geç tanı, kişinin bağışıklık sisteminin tanı anında önemli ölçüde etkilenmiş olması anlamına geliyor.

Bu veriler Avrupa'da bile test hizmetlerinin geliştirilmesi, toplum temelli test olanaklarının yaygınlaştırılması ve kişilerin sağlık hizmetlerine damgalanma korkusu yaşamadan ulaşabilmesi gerektiğini gösteriyor.


Avrupa'dan Türkiye'ye ilişkin önemli bir uyarı


ECDC'nin 2025 raporunda Türkiye'ye ilişkin dikkat çekici bir veri de bulunuyor. Türkiye'de 2024 yılında bildirilen HIV tanılarının 2023 yılına göre yüzde 67 arttığı belirtiliyor.


Ancak rapor, Türkiye'nin ulusal temas noktasından alınan bilgiye dayanarak bu artışın önemli ölçüde güçlendirilen sürveyans sistemi ve genişleyen test kapasitesiyle ilişkili olduğunu aktarıyor.

Ücretsiz test merkezleri listesi www.kirmizikurdele.org/gdtm
Ücretsiz test merkezleri listesi www.kirmizikurdele.org/gdtm

Bu ayrıntı özellikle önemli. Çünkü yeni tanı sayısındaki artış, doğrudan yeni HIV enfeksiyonlarının aynı oranda arttığı anlamına gelmiyor. Daha fazla test yapılması ve daha önce tanı almamış kişilerin belirlenmesi de bildirim sayılarını yükseltebilir.


Öte yandan Doğu Avrupa ve Orta Asya'daki eğilimler, önleme ve tedavi hizmetlerinin yetersiz kaldığı bölgelerde yeni HIV enfeksiyonlarının artmaya devam edebildiğini gösteriyor. UNAIDS'in 2024 bölgesel raporuna göre bu bölgede 2023 yılında yaklaşık 140 bin yeni HIV enfeksiyonu gerçekleşti. Bu sayı 2010 yılına göre yüzde 20 daha yüksek.


Avrupa'nın farklı bölgelerindeki bu sonuçlar bize önemli bir şey söylüyor: HIV epidemisi değişmez bir süreç değil. Doğru politikalar, erken tanı, erişilebilir korunma yöntemleri ve güçlü komünite katılımıyla eğilimler değiştirilebilir.


4. Türkiye'de HIV: İlk olgulardan güncel istatistiklere


Türkiye'de ilk HIV olgusu 1985 yılında bildirildi. İlk yıllarda sınırlı sayıda olgu üzerinden yürüyen HIV yanıtı, zaman içinde sağlık hizmetlerinin, tedavi seçeneklerinin ve sivil toplum çalışmalarının gelişmesiyle farklı bir boyuta ulaştı.


Türkiye'de HIV aktivizminin tarihsel gelişimini anlamak için Kırmızı Kurdele İstanbul'da yayımlanan Beste İrem Köse'nin dört bölümlük Türkiye'de HIV Aktivizminin Tarihi Bağlamı yazı dizisi önemli bir başvuru kaynağı.


Bu çalışma, 1980'lerde HIV temelli damgalamanın oluşumunu, 1990'larda dernek temelli HIV aktivizminin doğuşunu, 2000'lerde özne odaklı aktivizme geçişi ve 2010'lardan günümüze komünite hareketlerinin artan potansiyelini inceliyor.


Özellikle Pozitif Yaşam Derneğinin kuruluşu, HIV ile yaşayan kişilerin kendi deneyimleri ve ihtiyaçları üzerinden örgütlenmesinin Türkiye'deki HIV yanıtına kazandırdığı önemli bir aşamaydı.


2010'lu yıllar ve sonrasında ise komünite temelli bilgi üretimi, tedavi savunuculuğu, B=B iletişimi, test hizmetlerine erişim ve hak temelli çalışmalar daha görünür hâle geldi.


Türkiye'nin güncel HIV istatistikleri


Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün yayımladığı HIV/AIDS istatistikleri, Türkiye'deki durumu değerlendirmek için temel resmî kaynak.


Bakanlığın 1 Aralık 2025 tarihli açıklamasına göre, 10 Kasım 2025 itibarıyla Türkiye'de 1985 yılından bu yana doğrulama testi pozitif bulunarak bildirimi yapılan 54.472 HIV tanısı ve 2.629 AIDS olgusu bulunuyor.


Bu toplam, HIV ile yaşayan kişilerin gerçek sayısını değil, bugüne kadar doğrulama testi pozitif bulunarak bildirimi yapılmış olguları ifade ediyor.


HSGM'nin 15 Ağustos 2025 tarihli istatistik dokümanında son beş yıl için yayımlanan tablo ise şöyle:

Yıl

HIV

AIDS

Toplam

2021

4.236

105

4.341

2022

5.996

128

6.124

2023

6.562

155

6.717

2024

5.995

137

6.132

2025*

604

28

632

2025 verileri 15 Ağustos 2025 tarihine kadar yapılan bildirimleri içerir.


Bu tabloyu değerlendirirken önemli bir metodolojik ayrıntı var. Sağlık Bakanlığı, doğrulama tarihine göre yapılan bildirimler nedeniyle geçmiş yıllara ait olguların daha sonraki yıllarda da sisteme eklenebildiğini ve yıllık sayıların değişebildiğini belirtiyor.


Nitekim 2026 yılında yayımlanan çok merkezli bir bilimsel araştırmada, güncellenmiş ulusal kayıtlar temel alınarak 2024 yılı için 7.135 yeni HIV tanısı ve 158 AIDS olgusu bildirildiği aktarılıyor. Bu nedenle eski tarihli istatistik tabloları, daha sonra güncellenmiş yıllık verilerle birlikte değerlendirilmelidir.


Türkiye'deki toplam bildirimlerin yüzde 60,3'ünde olası bulaş yolu bilinmiyor. Bu oran, yalnızca HIV epidemisinin özellikleri hakkında değil, bildirim ve veri toplama süreçlerinin geliştirilmesi ihtiyacı hakkında da önemli bir gösterge.


Türkiye'de HIV ile yaşayan kişilerin tedavi ve bakım hizmetlerine Genel Sağlık Sigortası üzerinden erişebilmesi önemli bir kazanım. Sağlık Bakanlığı da bu uygulamanın güçlü yönlerinden biri olduğunu belirtiyor. Bundan sonraki aşamada önleme, erken tanı ve komünite temelli test hizmetlerinin daha fazla geliştirilmesi gerekiyor.


5. Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B): Bilimsel gerçek, toplumsal dönüşüm ve Türkiye'deki öncü çalışmalar


HIV alanındaki en önemli bilimsel ve toplumsal dönüşümlerden biri Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B) mesajıdır.


Antiretroviral tedavi kullanan ve viral yükü sürekli olarak belirlenemeyen düzeyde baskılanmış HIV ile yaşayan kişiler, HIV'i cinsel yolla partnerlerine bulaştırmaz. Bu bilgi, HPTN 052, PARTNER, PARTNER 2 ve Opposites Attract gibi kapsamlı bilimsel araştırmalarla ortaya konmuştur.


Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B), yalnızca tedavinin önleyici etkisini anlatan bilimsel bir mesaj değildir. Aynı zamanda HIV ile yaşayan kişilerin cinsel yaşamı, ilişkileri, aile kurma hakkı, toplumsal kabulü ve kendileri hakkındaki algıları bakımından da önemli bir dönüşümdür.


Uluslararası düzeyde 2016 yılında başlatılan U=U kampanyasının Türkiye'deki karşılığı olan Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B) mesajının Türkçeye kazandırılması ve yaygınlaştırılmasında Kırmızı Kurdele İstanbul öncü bir rol üstlendi.


Kırmızı Kurdele İstanbul, uluslararası kampanyayı dünyayla eş zamanlı olarak Türkiye'ye taşıdı, mesajı Türkçeleştirdi ve bilimsel kanıtların komüniteye, sağlık çalışanlarına ve kamuoyuna aktarılması için çalışmalar yürüttü.


Bu süreçte Arda Karapınar'ın rolü de özellikle anılmalı. Küresel kampanyanın uluslararası sözcülerinden biri olarak yer alan Karapınar, mesajın Türkiye'de tanınması, benimsenmesi ve doğru terminolojiyle yaygınlaşması için önemli katkılar sundu. Kırmızı Kurdele İstanbul'un hazırladığı B=B yayınları, bilgilendirme çalışmaları ve kampanya faaliyetleri, bu mesajın Türkiye'deki sivil toplum ve enfeksiyon hastalıkları alanında daha fazla tanınmasına katkıda bulundu.


Burada terminolojik bir ayrım da önem taşıyor. Belirlenemeyen = Bulaştırmayan ifadesi, yalnızca virüsün belirlenemeyen düzeyde olduğunu söylemekle kalmaz; HIV ile yaşayan kişinin bulaştırıcı olmadığını açık biçimde ifade eder. Bu nedenle kullanılan dil, bilimsel doğruluk kadar toplumsal algı ve insan hakları bakımından da önemlidir.


Bununla birlikte B=B bilgisinin yalnızca HIV alanında çalışan uzmanlar veya sivil toplum kuruluşları tarafından bilinmesi yeterli değil. Aile hekimlerinden acil servis çalışanlarına, diğer uzmanlık alanlarından sağlık yöneticilerine kadar bütün sağlık sisteminde doğru biçimde bilinmesi ve aktarılması gerekiyor.


Sağlık Bakanlığının bu konuda kurumsal destek sağlaması, sağlık çalışanlarına yönelik eğitim programlarını yaygınlaştırması ve B=B bilgisinin temel sağlık hizmetlerine entegre edilmesi önemli bir ihtiyaç.


B=B'nin toplumsal etkisi, yalnızca HIV ile yaşayan kişilerin yaşam kalitesini artırmakla sınırlı değil. Doğru bilginin yaygınlaşması, test yaptırma kaygısını azaltabilir, tedaviye uyumu destekleyebilir ve HIV'e ilişkin ayrımcılığın önlenmesine katkıda bulunabilir.


6. Türkiye'de yeni dönem: Fast-Track Cities ve şehir temelli HIV yanıtı


HIV ile mücadelede uluslararası düzeyde giderek önem kazanan yaklaşımlardan biri Fast-Track Cities girişimidir.


Bu girişim, şehirlerin yerel yönetimler, sağlık kurumları, sivil toplum kuruluşları ve komünitelerle birlikte HIV önleme, test, tedavi ve damgalamayla mücadele hedeflerine ulaşmasını amaçlıyor.


Arda Karapınar'ın Türkiye'de bu girişimin tanınması ve tartışılması için yürüttüğü çalışmalar, toplantılar ve bilgi paylaşımı, bu yaklaşımın yerel düzeyde gündeme gelmesine katkıda bulundu.


Karapınar'ın Assessing the Readiness and Demand for the Fast-Track Cities Initiative in Türkiye: A Public Policy Perspective başlıklı araştırması, 11–13 Ekim 2026 tarihlerinde Berlin'de düzenlenen Fast-Track Cities konferansında sunuldu.


Türkiye'de Fast-Track Cities girişiminin uygulanabilirliğini komünite ve sağlık çalışanlarının görüşleri üzerinden inceleyen araştırma 519 katılımcının yanıtlarına dayanıyor. Katılımcıların 378'i HIV ile yaşayan kişilerden, 141'i sağlık çalışanlarından oluşuyor.


Araştırmada öne çıkan sonuçlardan bazıları şöyle:


  • HIV ile yaşayan katılımcıların yüzde 58'i sağlık hizmetlerinde damgalanmayı önemli bir engel olarak tanımlıyor.

  • Sağlık çalışanlarının yüzde 47'si belediyelerin sürece yeterince katılmamasını ve bürokratik engelleri önemli sorunlar arasında görüyor.

  • HIV ile yaşayan katılımcıların yüzde 91'i belediyeler tarafından yürütülen anonim test merkezlerini daha güvenilir ve erişilebilir buluyor.

  • Katılımcıların yüzde 79'u yerel yönetimlerin daha etkin rol almasının tanı ve bakım hizmetlerine erişimi hızlandıracağını düşünüyor.


Bu sonuçlar Türkiye'de şehir temelli HIV yanıtı için önemli bir potansiyel bulunduğunu gösteriyor. Araştırma örnekleminin bütün Türkiye nüfusunu temsil etmediği özellikle belirtilmeli; bulgular katılımcıların deneyim ve değerlendirmeleri olarak yorumlanmalı.


Fast-Track Cities yaklaşımı, HIV hizmetlerinin yalnızca merkezi sağlık kurumlarının sorumluluğunda görülmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Belediyeler, yerel sağlık kuruluşları ve sivil toplum birlikte çalıştığında anonim test, danışmanlık, yönlendirme ve toplumsal farkındalık hizmetleri daha erişilebilir hâle gelebilir.


7. Türkiye için öneriler: Kırmızı Kurdele İstanbul ve sivil toplumun çağrısı

Belirlenemeyen = Bulaştırmayan
Belirlenemeyen = Bulaştırmayan

Türkiye'de HIV ile yaşayan kişilerin tedaviye erişimini sağlayan mevcut sağlık güvencesi önemli bir kazanım. Ancak HIV yanıtının güçlendirilmesi için özellikle erken tanı, önleme, PrEP ve komünite temelli hizmetler konusunda yeni adımlara ihtiyaç var.


A. Anonim ve ücretsiz HIV testi olanakları yaygınlaştırılmalı.


HIV testi yaptırmak isteyen herkesin kimlik bilgisi vermeden, güvenilir, ücretsiz veya erişilebilir hizmetlere ulaşabilmesi sağlanmalı. Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezlerinin sayısı artırılmalı; mevcut merkezlerin sürdürülebilirliği güvence altına alınmalı.


Test hizmetleri yalnızca hastanelerle sınırlı kalmamalı. Belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve komünite temelli kuruluşlar bu hizmetlerin sunumunda desteklenmeli.


B. PrEP geri ödeme kapsamına alınmalı.


PrEP, HIV'den korunmada bilimsel etkinliği kanıtlanmış bir yöntemdir. Türkiye'de PrEP'e erişimin kişinin ekonomik gücüne bağlı kalması, bu önleme yönteminin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor.


PrEP'in Genel Sağlık Sigortası kapsamında geri ödemeye alınması temel hedef olmalı. Tam geri ödeme kısa vadede mümkün olmasa bile, ihtiyaç analizi yapılarak PrEP kullanması gereken kişilerin ilaca erişimini sağlayacak kamu destekli modeller geliştirilmeli.

Türkiye'de jenerik ilaç seçeneklerinin bulunması ve yerli üretim olanakları da maliyetleri düşürmek ve sürdürülebilir erişim sağlamak açısından değerlendirilmelidir.


C. B=B bilgisi bütün sağlık sistemine yaygınlaştırılmalı.


Belirlenemeyen = Bulaştırmayan (B=B) bilgisi, HIV alanında çalışan enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının bilgi alanıyla sınırlı kalmamalı.


Sağlık Bakanlığının desteğiyle aile hekimleri, acil servis çalışanları, diğer uzmanlık alanlarındaki hekimler, hemşireler ve sağlık yöneticileri için eğitim programları oluşturulmalı. B=B bilgisi hasta bilgilendirme materyallerine, sağlık çalışanlarının eğitimlerine ve ilgili klinik uygulamalara dahil edilmeli.


Bu konuda Kırmızı Kurdele İstanbul'un birikimi ve hazırladığı Türkçe kaynaklardan yararlanılması, kamu ve sivil toplum arasındaki iş birliğini güçlendirebilir.


D. Gösterge durumlarda HIV testi uygulaması yaygınlaştırılmalı.


30 Haziran 2025 tarihinde Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından sağlık kuruluşlarına HIV tanı testlerinin belirli gösterge hastalıklar varlığında uygulanmasına yönelik kurumsal bir bildirim yapıldı.


Bu önemli bir adım. Ancak uygulamanın sağlık kuruluşlarında ne ölçüde hayata geçirildiği izlenmeli. Test endikasyonu bulunan hastaların HIV testine yönlendirilmesi, geç tanıların azaltılması açısından önemli.


Mayıs 2026'da yayımlanan Türkiye'deki sekiz üçüncü basamak hastaneyi kapsayan çok merkezli araştırmada, HIV testi endikasyonu bulunan hastane başvurularının yüzde 77,9'unda testin yapılmadığı bildirildi. Bu oran bütün Türkiye'yi temsil etmiyor; ancak hastanelerde kaçırılan tanı fırsatlarının önemini ortaya koyuyor.


Aile hekimliği düzeyinde de HIV testi konusunda bilgi ve farkındalık artırılmalı, uygun klinik durumlarda test önerilmesi olağan sağlık hizmetinin bir parçası hâline getirilmeli.


E. Yerel yönetimler ve Fast-Track Cities yaklaşımı desteklenmeli.


Türkiye'deki büyükşehir ve ilçe belediyelerinin HIV yanıtına katılımı artırılmalı. Anonim test, danışmanlık, yönlendirme ve damgalamayla mücadele çalışmaları yerel yönetimlerin sağlık politikalarının parçası olmalı.


Fast-Track Cities girişimine katılabilecek şehirler belirlenmeli ve bu süreçte sivil toplumun, komünitenin ve sağlık çalışanlarının katılımı güvence altına alınmalı.


F. Komünite liderliği ve sivil toplumun karar süreçlerine katılımı güçlendirilmeli.


HIV ile yaşayan kişiler ve HIV alanında çalışan sivil toplum kuruluşları yalnızca hizmet alan veya bilgilendirilen taraflar olarak görülmemeli. Politika geliştirme, uygulamaları değerlendirme, hizmetleri izleme ve kaynakların kullanımını belirleme süreçlerinde etkin paydaşlar olmalı.


Türkiye'de HIV alanındaki bilgi üretiminin ve topluluk yazarlığının desteklenmesi, bilimsel bilginin toplumla buluşmasını kolaylaştıracaktır.


G. HIV verilerinin düzenli, şeffaf ve karşılaştırılabilir biçimde yayımlanması sağlanmalı.


Yıllık HIV tanıları, AIDS vakaları, test sayıları, geç tanı oranları, tedaviye erişim ve viral baskılanma göstergeleri düzenli olarak yayımlanmalı.


Yeni tanı sayılarındaki artışın ne kadarının gerçek yeni enfeksiyonlardan, ne kadarının test ve bildirim kapasitesindeki gelişmelerden kaynaklandığını değerlendirebilmek için daha ayrıntılı veri üretimine ihtiyaç var.


Bu veriler, hem kamu politikalarının hem de sivil toplum çalışmalarının sonuçlarını değerlendirmek için gerekli.


Sonuç: HIV yanıtının geleceği bilgi, erişim ve komüniteyle şekillenecek


Dünyada HIV alanında son kırk yılda yaşanan dönüşüm, bilimin, sağlık hizmetlerinin, sivil toplumun ve komünite hareketlerinin birlikte çalışmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.


Avrupa verileri, bazı bölgelerde yeni HIV tanılarının azaltılabildiğini; aynı zamanda geç tanı ve erişim sorunlarının devam edebildiğini ortaya koyuyor. Küresel veriler ise tedaviye erişim, PrEP, erken tanı ve topluluk temelli hizmetler yaygınlaştığında önemli ilerlemeler sağlanabileceğini gösteriyor.


Türkiye'de tedaviye erişim bakımından önemli kazanımlar bulunuyor. Bundan sonraki aşamada erken tanı, anonim test, PrEP'e erişim, B=B bilgisinin sağlık sisteminde yaygınlaştırılması ve yerel yönetimlerin HIV yanıtına katılımı daha fazla önem kazanmalı.


HIV ile mücadele yalnızca ilaçların ve sağlık hizmetlerinin sağlanması değildir. Bilgiye erişim, insan hakları, damgalamayla mücadele, komünite liderliği ve karar süreçlerine katılım da bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır.


Kırmızı Kurdele İstanbul'un yaklaşımı bu bütünlüğe dayanıyor: Herkesin ve herkes için HIV bilgisi kaynağı olmak, bilimsel bilgiyi erişilebilir kılmak ve HIV ile yaşayan kişilerin yaşamlarını etkileyen kararlarda komünitenin sesini güçlendirmek.


HIV ile mücadelede ilerleme, yalnızca kaç kişinin tedaviye eriştiğiyle değil, kaç kişinin zamanında tanı alabildiği, korunma seçeneklerine ulaşabildiği ve ayrımcılığa uğramadan yaşayabildiğiyle de ölçülmelidir.

herkes için #hivbilgisi


Selim Badur hakkında bir röportaj yazısı
www.kirmizikurdele.org I HIV hakkında her şey



bottom of page