top of page

2026’nın ilk dört ayında HIV alanında öne çıkan bilimsel ve sosyal gelişmeler

  • 7 gün önce
  • 9 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 saat önce


Yayına hazırlayan: www.kirmizikurdele.org #hivbilgisi sayfaları ekibi müşterek çalışması

Yayın tarihi: Mayıs 15, 2026 Bu yazıdan yapılacak tüm alıntılar izne tabidir. Tüm alıntılarda www.kirmizikurdele.org’ye referans verilmesi etik standart ve ahlaki zorunluluktur. İzin için info@kirmizikurdele.org adresine yazabilirsiniz.



HIV alanında 2026 yılının ilk dört ayı, sanırız çoğumuz için aynı anda hem derin bir umut hem de adını tam koyamadığımız bir tedirginlik hissiyle geçti. Şubat ayında Denver’da toplanan CROI2026 konferansından peş peşe gelen kür araştırması verileri, Lenacapavir temelli koruma ve tedavi seçeneklerinin Afrika’da hızla sahaya inmesi, uzun zamandır beklenen türden gelişmelerdi. Ancak aynı haftalarda ABD’de HIV ilaçlarının küresel tedarik zincirinin plansızca kapatılma haberi, PEPFAR fonlarının bekletilmesi, sahadaki kliniklerin ilaç stoklarıyla ilgili belirsizlik, bu umudu gölgeleyen bir arka plan oluşturdu.


Biz de herkesin ve herkes için #hivbilgisi kaynağı www.kirmizikurdele.org  olarak, her zaman yaptığımız gibi, bu karmaşık tabloyu sizin için anlaşılır kılmak istedik. Bu yazı, 2026’nın ilk dört ayında HIV alanında yaşanan en kritik bilimsel, toplumsal ve politik gelişmeleri sakin, kanıt temelli ve topluluk perspektifinden bakarak özetliyor. Amacımız ne sansasyon yaratmak ne de sizi veri bombardımanına tutmak; yalnızca, tam da ihtiyacınız olan #hivbilgisini her zaman olduğu gibi www.kirmizikurdele.org'de bulabilmeniz. Detaylar #hivbilgisi yazımızda. Meraklısına iyi okumalar.



EACS2025: Avrupa'da AIDS'e bağlı ölümler
HIV hakkında her şey I www.kirmizikurdele.org

2026’nın ilk dört ayında HIV alanında öne çıkan bilimsel ve sosyal gelişmeler


1. Bilimsel Gelişmeler: Kür ve Tedavide Yeni Eşikler


CROI2026’dan yansıyan veriler, HIV tedavisinde baskılamanın ötesine geçen yeni bir paradigmanın ufukta belirdiğini gösteriyor. Buna “biyolojik yeniden programlama” çağı diyenler var. Gelin, bu büyük lafların ardındaki somut bilimi birlikte açalım.


Günlük hap dönemi yavaş yavaş kapanıyor mu?


2026’nın ilk çeyreğinde tedavi alanında en çok konuşulan gelişme, lenacapavir, teropavimab ve zinlirvimabdan oluşan üçlü kombinasyonun altı ayda bir uygulanan ilk tam tedavi rejimi olarak Faz 2 sonuçlarının Lancet Microbe’da yayımlanmasıydı. Çalışmada, bu kombinasyonu alan katılımcıların yüzde 96’sı 26. haftada viral baskılanmış durumda kaldı. Üstelik katılımcıların yüzde 84’ü, altı ayda bir enjeksiyonu günlük haplara tercih ettiğini belirtti.

Bu bize ne söylüyor? Günlük hap yükünden kurtulmak isteyen HIV ile yaşayan kişiler için artık somut bir alternatif ufukta. Ancak önemli bir sınırlılığı da not edelim: Çalışmaya yalnızca virüsü bu iki antikora duyarlı olan kişiler dahil edildi. Bu, şimdilik herkeste kullanılamayacağı anlamına geliyor. Faz 3 çalışmaları yolda; ruhsatlanma takvimi önümüzdeki birkaç yıl içinde netleşecek.


Geniş nötralizan antikorlarla bağışıklık sistemini yeniden eğitmek: RIO denemesi


CROI2026’nın belki de en çok yankı uyandıran sunumu, RIO kür denemesinin ikinci fazına aitti. Peki neydi bu RIO? Oxford Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü bu çalışmada, katılımcılara iki geniş nötralizan antikor (bNAb) verildi. Bu antikorlar, HIV’in sürekli şekil değiştiren yüzey proteinlerine değil, virüsün yapısal olarak değiştiremeyeceği temel bölgelerine saldıran özel silahlar. Katılımcılara antikorlar verildikten sonra araştırmacılar tam altı ay bekledi — bu sürede antikorlar vücuttan tamamen temizlendi. Sonra günlük ART kesildi. Sonuç? Katılımcıların yarısından fazlası 20 haftayı aşkın süreyle viral yüklerini baskılanmış halde tuttu; iki kişi bir yılı aşkın süredir ilaçsız izleniyor.


Burada can alıcı nokta şu: Antikorlar vücuttan çoktan gitmiş olmasına rağmen viral baskılanma devam ettiyse, bu ilaçlar yalnızca virüsü bloke etmekle kalmadı, bağışıklık sistemine virüsü nasıl kontrol edeceğini öğretti demektir. Araştırmacılar buna “aşı etkisi” (vaccinal effect) adını veriyor. Ancak iyimserliğimizi de dengede tutalım: RIO’nun ilk fazında yüzde 65 olan başarı oranı ikinci fazda biraz daha düşüktü. Bu, bağışıklık sisteminin her bireyde aynı şekilde “yeniden eğitilemediğini” gösteriyor. Kür araştırmalarında herkeste işe yarayan tek bir stratejiden henüz uzağız.


Bebeklerde üçlü antikor kullanımı: Afrika’dan umut verici sinyaller


Yetişkinlerdeki bu başarı, gözleri doğal olarak çocuklara çevirdi. CROI 2026’da sunulan iki Afrika çalışması, pediatrik HIV’de remisyon ihtimaline dair güçlü sinyaller verdi. Güney Afrika’daki Azaphile çalışmasında, doğumdan hemen sonra ART başlanan 19 çocuktan altısı, tedavi bilinçli olarak kesildikten sonra viral remisyonda kaldı; üçünde geri tepme hiç gerçekleşmedi. Bu çocukların ortak özelliği, viral rezervuarlarının — yani vücutta saklanan uyuyan virüs miktarının — son derece küçük olmasıydı.


Arda Karapınar - Panosian tarafından kaleme alınan bu yazıda, HIV ve AIDS'e karşı küresel mücadelede bilinmesi gereken dokuz (+ 1) gerçek var.
Arda Karapınar - Panosian tarafından kaleme alınan bu yazıda, HIV ve AIDS'e karşı küresel mücadelede bilinmesi gereken dokuz (+ 1) gerçek var.

Botsvana’daki ikinci çalışmada ise strateji bir adım öteye taşındı: Çocuklara üç antikor birden verildi. Neden üç? Çünkü virüsün aynı anda üç farklı hedefe karşı direnç geliştirmesi istatistiksel olarak neredeyse imkânsız. Değerlendirilen on çocuğun tamamı antikorlar sayesinde viral yüklerini belirlenemeyen seviyede tuttu. Asıl sınav şimdi başlıyor: Antikorlar sistemden temizlendikten sonra baskılanma devam edecek mi? Eğer ederse, bir nesli ömür boyu günlük haptan kurtaracak bir stratejiden söz ediyor olabiliriz.


Başarısızlıklar da bu işin parçası: N-803 ve ikili immün modülatör denemeleri


Kırmızı Kurdele İstanbul olarak, yalnızca umut veren gelişmeleri değil, işe yaramayanları da aynı şeffaflıkla paylaşmanın doğru olduğuna inanıyoruz. CROI 2026, iki önemli hayal kırıklığına da sahne oldu. Bunlardan ilki, “şokla ve öldür” stratejisinin umut vaat eden ajanı N-803 üzerineydi. Geçtiğimiz yılki erken veriler umut verici görünmüştü, ancak bu yılki olgun veriler N-803’ün tedavi kesintisi sonrası viral geri tepebilmeyi engelleyemediğini net biçimde ortaya koydu. İkincisi, tükenmiş bağışıklık hücrelerini yeniden canlandırmayı amaçlayan ikili kontrol noktası inhibitörü denemesiydi: Katılımcıların yaklaşık dörtte birinde kısa süreli bir yanıt alındı, ancak kontrol kalıcı olmadı.


Bu sonuçları “başarısızlık” diye etiketleyip çöpe atmak yerine, ne öğrendiğimize bakalım: HIV rezervuarı, tek bir ilaçla ya da tek bir immün yolakla aşılamayacak kadar müstahkem bir kale. Kaleye tek kapıdan girmeye çalışmak artık geçerli bir strateji değil. Her bir başarısız deneme, bir sonraki müdahalenin nasıl tasarlanması gerektiğine dair paha biçilmez bir istihbarat sunuyor.


Vücudun gizli cephaneliği: Kök benzeri CD8 hücrelerinin keşfi


CROI2026’dan yansıyan ve belki de en zihin açıcı keşif, bağışıklık sistemimizin derinliklerinde saklanan ve bugüne kadar varlığından haberdar olmadığımız bir hücre popülasyonuna ilişkindi. Araştırmacılar, 20 yılı aşkın süredir HIV ile yaşayan ve ART kullanan kişilerin kanında, tüm bu kronik enfeksiyon geçmişine rağmen tükenmemiş, kendini sürekli yenileyebilen özel bir CD8 T hücresi grubu keşfetti. Bu hücreler, HIV’in genetik imzasını adeta 20 yıllık bir uykunun ardından bile unutmamış biyolojik “uyuyan ajanlar” gibi.


Bu keşif neden bu kadar önemli? Çünkü bugüne kadarki kür stratejilerimiz büyük ölçüde tükenmiş bağışıklık hücrelerini rehabilite etmeye çalışıyordu. Oysa vücudumuz, hiç savaşa girmemiş yepyeni bir elit birlik stoğunu zaten muhafaza ediyormuş. Şimdi bilim insanlarının önündeki soru şu: Bu uyuyan orduya saldırı emrini iletecek kimyasal alarm zilini nasıl çalacağız? Cevap, bu hücreleri hedef alan terapötik aşılarda saklı olabilir.




2. Önleme Alanında Dönüşüm: Lenacapavir Sahaya İniyor


Sayılar ne söylüyor?


2026’nın ilk dört ayında HIV önleme alanındaki en somut gelişme, lenacapavir'in altı ayda bir uygulanan bir PrEP seçeneği olarak Afrika’da hızla yaygınlaşmasıydı. Clinton Sağlık Erişim Girişimi’nin (CHAI) verilerine göre, Nisan 2026 itibarıyla sekiz Afrika ülkesinde 11.000’den fazla kişi lenacapavir PrEP’e başladı: Esvatini, Lesotho, Kenya, Mozambik, Nijerya, Uganda, Zambiya ve Zimbabve. Malavi ve Güney Afrika Nisan ayında ilk sevkiyatları aldı. CHAI, yalnızca bu on ülkede 2026 boyunca 600.000’den fazla kişinin lenacapavir kullanmaya başlayacağını öngörüyor.


Bu rakamlar, HIV önleme tarihinde bir dönüm noktasına işaret ediyor. Klinik denemelerde neredeyse yüzde 100 etkililik gösteren, yılda yalnızca iki kez uygulanan bir yöntemin sahaya inmesi, oral PrEP’in günlük uyum güçlüğü çeken birçok kişi için sunduğu sınırlılıkları aşma potansiyeli taşıyor. Kenya örneği lojistik boyutu gözler önüne seriyor: Şubat ayında ülkeye 21.000 başlangıç dozu ulaştı; Nisan ayına kadar 12.000 devam dozu daha bekleniyor. Kenya’da yıllık hasta başı maliyetin yaklaşık 7.800 Kenya şilini olması öngörülüyor — bu, ilacın ABD’deki 42.000 dolarlık liste fiyatıyla kıyaslandığında dramatik bir düşüş.


Bilimsel imkân ile erişim arasındaki makas


Ancak her zamanki gibi, asıl mesele ilacın var olması değil, ihtiyacı olan herkese ulaşabilmesi. AVAC’ın Nisan ayında yayımladığı “Üç Milyon İleri Bir Adım, Ama Yeterli Değil” başlıklı analiz tam da bu noktaya parmak basıyor: Oral PrEP programlarından on yılda öğrendiğimiz en önemli ders, bir önleme aracının laboratuvarda ne kadar etkili olduğunun değil, sağlık sistemleri içinde ne kadar erişilebilir kılındığının hayat kurtardığıdır. Mozambik’te ilk aşamada 34.000 kişi hedeflenirken, Uganda 300 tesise ölçeklendirme planlıyor; bu adımlar değerli, ancak Sahra Altı Afrika’da milyonlarca kişinin hâlâ temel HIV testine dahi erişemediği bir bağlamda, lenacapavirin oyun değiştirici etkisi önümüzdeki yılların uygulama başarısına bağlı olacak.


Uzmanlar, herkes için geçerli, güvenli, uygulaması kolay ve uygun maliyetli bir HIV kürünün önümüzdeki 10 yıl içinde hazır olmasının gerçekçi olmadığını düşünüyor, ki biz düzenli #hivbilgisi yayınlarımızda bunu sık sık tekrar ediyoruz. Ancak bu, umutsuzluğa kapılalım anlamına gelmiyor. Tam tersine, bilim hiç olmadığı kadar hızlı ilerliyor.


Sıkça sorulan HIV soruları I www.kirmizikurdele.org
Sıkça sorulan HIV soruları I www.kirmizikurdele.org

3. Sosyal ve Politik Gelişmeler: İlerlemenin Kırılganlığı


ABD fonlama krizi: Kongre tahsis ediyor, fonlar sahaya inmiyor


2026’nın ilk dört ayındaki en büyük politik deprem, ABD’nin küresel HIV yanıtına ilişkin politikalarında yaşanan derin çelişkilerdi. Ocak ayında ABD Kongresi, küresel HIV programlarına yaklaşık 6 milyar dolar tahsis etti: 4,6 milyar dolar ikili HIV desteği, 1,25 milyar dolar Küresel Fon ve 45 milyon dolar UNAIDS için. UNAIDS İcra Direktörü Winnie Byanyima, “Bu ABD yatırımı, ortak ülkelerdeki milyonlarca insana yaşam kurtarıcı destek sağlayacak” açıklamasını yaptı.


Ancak Nisan ayında ortaya çıkan haberler, tablonun çok daha karmaşık olduğunu gösterdi: Kongre’nin tahsis ettiği fonların önemli bir kısmı, Dışişleri Bakanlığı tarafından sahaya aktarılmıyordu. Elizabeth Glaser Pediatrik AIDS Vakfı’nın 12 Afrika ülkesindeki HIV programlarını yöneten Dr. Caspian Chouraya’nın anlatımıyla, “son aylarda kendimi iş hukukuyla ilgili belgeleri incelerken buluyorum. Fonların ne zaman geleceğini bilmemek, ABD’nin en başarılı küresel sağlık girişimlerinden birini temelinden sarsıyor.”


Bundan daha da endişe verici olanı, ABD küresel sağlık tedarik zincirinin (GHSC-PSM) Mayıs 2026 sonunda aniden sonlandırılacağının duyurulmasıydı. HIV, tüberküloz ve sıtma ilaçlarının uçtan uca tedarikini yöneten bu mekanizmanın net bir geçiş planı olmadan kapatılması, kliniklerde ilaç stoklarının tükenmesi riskini doğrudan artırıyor. 250 sivil toplum kuruluşunun ABD Dışişleri Bakanı’na yazdığı açık mektup, bu kararın derhal geri alınmasını talep etti.


Bu gelişmeleri, www.kirmizikurdele.org olarak dikkatle izliyoruz. PEPFAR’ın 2003’teki kuruluşundan bu yana 26 milyon hayat kurtardığı tahmin ediliyor. Bu altyapının zayıflatılması, yalnızca bugünün değil, yarının HIV yanıtını da tehlikeye atar.


HIV kriminalizasyonuyla mücadelede küçük ama anlamlı adımlar


Küresel fonlama krizinin gölgesinde, HIV kriminalizasyonuyla mücadelede sembolik ama önemli gelişmeler yaşandı. Şubat ayında ABD Temsilciler Meclisi HIV/AIDS Grubu Başkanı Mark Pocan, 28 Şubat’ı “HIV Bir Suç Değildir Farkındalık Günü” ilan eden bir karar tasarısı sundu. Tasarı, ABD eyaletlerinin neredeyse dörtte üçünde hâlâ HIV’e özgü ceza yasalarının bulunduğuna ve eyaletlerin yarısından fazlasının yalnızca HIV statüsüne dayanarak cezaları ağırlaştırdığına dikkat çekiyor.

Florida’da ise Ocak ayında Senato’ya sunulan HIV Önleme Adaleti Yasası (Senate Bill 764), HIV ile yaşayan kişilere yönelik cezai yaptırımların derecesini düşürmeyi amaçlıyor. Yasanın 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe girmesi planlanıyor. Bunlar küçük ama anlamlı adımlar. Bizim her zaman söylediğimiz gibi: HIV bir suç değildir; damgalama ve ayrımcılık önlenebilir.


4. Topluluk ve Aktivizm: Değişen Dünyada Kanıt Temelli Mücadelenin Yeri


HIV aktivizmi, 2026’da kurumsallaşma ile taban hareketi arasında bir gerilim hattında ilerliyor. Bir yanda AVAC, ITPC, HIV Justice Network gibi profesyonelleşmiş savunuculuk örgütleri, küresel politika süreçlerini veriye dayalı stratejilerle etkilemeye çalışıyor. Diğer yanda, Zimbabve’de gençlerle tedavi okuryazarlığı atölyeleri düzenleyen Action for Youth Foundation gibi taban inisiyatifleri, en temel düzeyde bilgi ve destek sağlamaya devam ediyor. Bu ikisi arasındaki bağ, HIV yanıtının sürdürülebilirliği açısından hayati.


Mart ayında UNAIDS ve Uluslararası Tedavi Hazırlığı Koalisyonu (ITPC) tarafından yayımlanan “HIV Okuryazarlığı Küresel Referans Kılavuzu”, tam da bu bağı güçlendirmeyi amaçlıyor. Kılavuzun gerekçesi net: “Hızlı bilimsel yeniliklerin ve büyüyen yanlış bilgilendirmenin aynı anda yaşandığı bir dönemde, güvenilir ve topluluk temelli HIV okuryazarlığı lüks değil, acil bir zorunluluktur.” Bu cümle, Kırmızı Kurdele İstanbul olarak bizim de her zaman savunduğumuz #kanıttemelliaktivizm anlayışının küresel düzeydeki yankısıdır.


CROI2026’nın açılış konuşmasındaki şu sözler ise bu dönemin ruhunu özetliyordu: “Bilime, halk sağlığına ve HIV programlarına yönelik saldırılar, daha geniş bir otoriter reçetenin parçası. Ancak bize karşı sallanan sarkaç, eğer onun için savaşırsak, sonunda geri dönecektir. Siz bize mucizeler veren bir topluluksunuz; empatiyi itici gücünüz yaparak hayat kurtarıyorsunuz.”


5. Bu Gelişmeler HIV ile Yaşayan Kişiler İçin Ne Anlama Geliyor?


Tüm bu bilimsel ve politik gelişmeleri okurken, aklınızda muhtemelen şu soru var: Peki bunlar benim için ne ifade ediyor? Gelin, samimiyetle üzerinden geçelim.


Tedavi beklentileri açısından: Altı ayda bir enjeksiyon seçeneği, günlük hap yükünden kurtulmak isteyenler için umut verici bir ufuk. Ancak bu rejimin ruhsatlanması ve yaygın erişime açılması için muhtemelen birkaç yıl daha beklemek gerekecek. Üstelik antikor duyarlılık testi zorunluluğu, bu seçeneği şimdilik herkes için erişilebilir kılmıyor.


Kür ihtimali açısından: RIO denemesinde gördüğümüz şey “sterilize edici kür” değil — yani virüsün vücuttan tamamen silinmesi değil. Bu, “fonksiyonel kür” ya da “remisyon”: bağışıklık sisteminizin ilaçsız olarak virüsü kontrol altında tuttuğu bir durum. Bunun ne kadar kalıcı olduğunu ve kimlerde işe yaradığını henüz tam olarak bilmiyoruz. Gerçekçi umut, doğru bilgiyle beslenen umuttur.


Yaşam kalitesi ve yaşlanma açısından: HIV ile yaşayan nüfus yaşlanıyor. Kümülatif ilaç toksisitesi, kardiyovasküler komplikasyonlar, nörokognitif değişiklikler bu nüfusun gündeminde giderek daha fazla yer kaplıyor. Uzun etkili tedaviler ve olası kür stratejileri, yalnızca viral baskılanma açısından değil, yaşam kalitesi perspektifinden de değerlendirilmeli.


Erişim eşitsizliği açısından: Lenacapavir Afrika’da 11.000’den fazla kişiye ulaştı — bu büyük bir başarı. Ancak aynı dönemde ABD’nin tedarik zincirini aniden kapatma kararı, tam da bu tür kazanımların ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor. İlacın var olması yetmez; rafa, kliniğe, size ulaşması gerekir.


6. 2026’nın Geri Kalanında Neler Bekleniyor?


Önümüzdeki aylar, HIV yanıtı açısından kritik dönemeçlere sahne olacak. Haziran ayında Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Üst Düzey Toplantısı’nda üye devletler, önümüzdeki beş yıllık küresel stratejiyi belirleyecek yeni bir Siyasi Deklarasyon müzakere edecek. Bu deklarasyonun finansman taahhütleri, insan hakları vurgusu ve anahtar popülasyonlara erişim konularında ne kadar iddialı olacağı, sahadaki gerçekliği doğrudan etkileyecek.


Bilimsel cephede, RIO-B katılımcılarının ve Botsvana’daki çocukların antikorlardan arındıktan sonraki uzun dönem takip verileri, kür araştırmalarının yönünü belirleyecek en kritik veri noktaları arasında. BRILLIANT 011 aşı denemesinin erken immünojenisite verileri de yılın ikinci yarısında bekleniyor.


Politik cephede, ABD’de tedarik zincirinin kapatılma kararının ertelenip ertelenmeyeceği ve 2027 bütçe müzakerelerinde Kongre’nin nasıl bir tutum alacağı, özellikle Sahra Altı Afrika’daki HIV programlarının kaderini belirleyecek. Biz www.kirmizikurdele.org olarak bu gelişmeleri yakından izlemeye ve size aktarmaya devam edeceğiz.


7. Umut, Bilgi ve Dayanışma


2026’nın ilk dört ayı, HIV alanında paradigmaların sessizce yer değiştirdiği bir dönem oldu. Bilimsel cephede, “bastırmak”tan “yeniden programlamak”a doğru bir kayma yaşanıyor: RIO denemesi bağışıklık sisteminin yeniden eğitilebileceğini, pediatrik çalışmalar erken müdahalenin rezervuarı sınırlayabileceğini, kök benzeri CD8 hücrelerinin keşfi ise vücudun kendi içinde hiç kullanılmamış bir cephaneliği sakladığını gösterdi.


Ancak bu bilimsel atılımların hiçbiri, bir siyasi kararla sahadaki kliniklerin ilaçsız kalabileceği gerçeğinden bağımsız okunamaz. İşte tam da bu yüzden, #kanıttemelliaktivizm her zamankinden daha önemli. Bilimi bilmek, hakları savunmak ve dayanışmayı örgütlemek; bu üçü aynı mücadelenin parçaları.

herkes için #hivbilgisi



Selim Badur hakkında bir röportaj yazısı
www.kirmizikurdele.org I HIV hakkında her şey



bottom of page